30 Eylül 2016 Cuma

Üç Katına Kadar Tazminat Talebim (6)

Merhabalar,

Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulunun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, rekabet ihlali yapan ve Rekabet Kurulu’nun idari para cezası verdiği 12 bankadan birisi olan ve ihlalin devam ettiği tarihlerde taşıt kredisi kullandığım Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında, rekabet ihlalin gerçekleştiği dönemde kullandığım taşıt kredisi nedeniyle ödediğim yüksek faizden kaynaklanan zararımın tazmini amacıyla RKHK'nın 57inci ve 58inci maddelerine dayanarak Anadolu 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde  1 Ağustos 2013’te tazminat davası açmıştım.

Davaya ilişkin en son güncellemeyi 28.6.2016 tarihindeki yazımda yapmıştım. O tarihten sonra yaşanan en önemli gelişme ise 6.9.2016 tarihinde Anadolu Adliyesi 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde yapılan duruşmadır.

Duruşma sonucunda;
  • Bilirkişi Raporu elden teslim alınmış,
  • Bilirkişi Raporunu inceleyerek beyanda bulunmak için HMK 281 Md. uyarınca taraflara 2 haftalık kesin süre verilmiş,
  • HMK'nun 184 ve 186. maddeleri uyarınca bir sonraki celsede sözlü yargılamaya geçilebileceği ihtarı yapılmış,
  • Duruşmanın, bu nedenlerle, Aralık 2016 tarihine bırakılmasına, 

karar verilmiştir.

Konu hakkında özellikle Eylül 2016 içinde Tüketici Sorunları Derneği (TÜSODER) Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu ve Tüketici Hukuku Enstitüsü Başkanı Hakan Tokbaşı'ın yaptığı açıklamalardan  ve hemen akabinde birçok gazetede çıkan ilgili haberlerin ardından email yoluyla birçok soru aldığımı belirtmeliyim. Bu gelişmeyü ülkemizdeki rekabet hukuku uygulamasının gelişmesi adına çok önemli bulduğumu ve RKHK'da yer alan bir tazminat hakkının, bugüne kadar Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletlerindeki (ABD) gibi kullanılmamasını şaşırtıcı bulduğumu ifade etmeden geçemeyeceğim.

Bilirkişi Raporu'na dönecek olursak, Bilirkişi, netice ve kanaat kısmında:

  • İlgili REkabet Kurulu kararı ele alındığında (12 banka hakkındaki karar kastediliyor), davalının (Vakıfbank) eyleminin RKHK m. 4 bağlamında hukuka aykırı olduğu, davalının kusurlu olduğu, rekabeti sınırlayan eylem sebebiyle davacının zarar gördüğü ve bu zarar ile davalının eylemi arasında illiyet bağı bulunduğu,
  • Bu açıdan ele alındığında RKHK m. 57 hükmünün aradığı şartların gerçekleşmiş olduğu ve zararın tazmini konusunda takdirin mahkemeye ait olduğunu,
  • Bir takım öğreti ve Yargıtay uygulaması doğrultusunda, Rekabet Kurulu kararının iptaline yönelik idari yargıdaki sürecin bekletici mesele yapılması gerekip gerekmediğinin tamamen sayın mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir.
Bu Bilirkişi Raporunda yapılan tespitlere katıldığımı ve daha da önemlisi bu Raporun üç katına kadar tazminat hükümlerinin ilerleyen dönemde işletilmesi adına çok önemli ve tarihi bir Rapor olduğunu belirtmek isterim.

Mahkeme tarafından verilen 15 günlük süre içerisinde Davalı tarafından Mahkemeye arz edilen Bilirkişi Raporuna İlişkin İtirazlar özetle şu şekildedir:

  • Bilirkişi Raporunda davanın esasına ilişkin hiçbir inceleme yapılmamıştır,
  • Dava konusu Rekabet Kurulu Kararı Bilirkişi Tarafından yeterince incelenmemiştir,
  • Rekabet Kurulu Kararında taşıt kredisi bakımından Vakıfbank'tan bahsedilmemiştir.
  • Haksız fiilden doğan tazminat sorumluluğunun şartlarının oluşup oluşmadığı incelenmemiştir.
  • Davacının zararının ne şekilde oluştuğu ve zararın ne olduğu tespit edilmemiştir.
  • İlliyet bağının oluşmuş olduğu ifade edilmiş ancak bu bağın ne şekilde oluştuğu açıklanmamıştır.
  • Rekabet Kurulu Kararının hukuka aykırılığı konusunda belirtilen hususlar dikkate alınmamıştır.
  • Davacı'nın 3 katına kadar tazminat talebine ilişkin raporda bir değerlendirme yapılmamıştır.
  • Bekletici mesele yapılması talebimiz dikkate alınmamıştır.
  • Bu nedenle yeni bir Bilirkişi görevlendirmesi yapılmalıdır.
Mahkeme tarafından verilen 15 günlük süre içerisinde Mahkemeye arz ettiğim ve tamamen katıldığımı beyan ettiğim Bilirkişi Raporuna İlişkin Beyanlarım özetle şu şekildedir:

"...Bilirkişi raporu’nun sonuç bölümünde yer alan;

a)      Davalı’nın eyleminin RKHK 4. Madde bağlamında hukuka aykırı olduğu,
b)      Davalı’nın kusurlu olduğu,
c)      Rekabeti sınırlayan eylem nedeniyle Davacı’nın zarar gördüğü,
d)     Bahse konu zarar ile Davalı’nın eylemi arasında illiyet bağı bulunduğu ve bu anlamda RKHK 57. Maddesinin aradığı tazminat şartlarının gerçekleşmiş olduğu,
yönündeki tespitlerin TAMAMINA İŞTİRAK EDİLMEKTEDİR. Bilirkişi, ilgili mevzuat gereğince tarafına tebliğ edilen dosya ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri inceleyerek kanaatini rapor halinde Sayın Mahkemenize sunmuştur.  Bu bağlamda, Bilirkişi Raporu’nun ilgili kısımlarında Sayın Mahkemenizin takdirine giren hususlar açıkça ifade edilmiştir. Mevzuat ve uygulamalar gereğince, BİLİRKİŞİ’NİN EKSİK YAPTIĞI BİR DEĞERLENDİRME YA DA HUSUS BULUNMAMAKTADIR.

....

Bu nedenle, Bilirkişi Raporu hakkında Davalı tarafın bütün itirazlarının reddi hususunu ve mağduriyetimin giderilmesi hakkında bir an önce talep gibi karar verilmesini Sayın Mahkemenizin takdir ve değerlendirilmesine arz ederim.

SONUÇ VE İSTEM :          
  •   Rekabet Kurulu’nun Davalı Vakıftabank’ı 82.172.910,00 TL idari para cezasına çarptırdığı 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararı, Danıştay 13. Dairesi’nin 16.12.2015 tarihinde verdiği E:2015/2445, K:2015/4605 numaralı Kararı, olağan kanun yolları tüketilerek KESİNLEŞMİŞTİR.
  •   KESİNLEŞEN REKABET KURULU KARARI UYARINCA, 17.9.2010 TARİHİNDE KULLANDIĞIM TAŞIT KREDİSİ TÜRÜ VE SÖZ KONUSU KREDİNİN ALINDIĞI TARİH DE İÇİNDE OLACAK ŞEKİLDE,  DAVALI VAKIFBANK’IN, 21.08.2007 VE 24.10.2011 TARİHLERİ ARASINDA, (TAŞIT KREDİSİ TÜRÜ DE DAHİL) MEVDUAT, KREDİ VE KREDİ KARTI HİZMETLERİ OLMAK ÜZERE TÜM PAZARLARDA REKABET İHLALİ YAPTIĞI DANIŞTAY TARAFINDA OYBİRLİĞİ İLE KABUL EDİLMİŞTİR.
  •   BİLİRKİŞİ RAPORUNDA DA DOĞRU ŞEKİLDE İŞARET EDİLDİĞİ GİBİ DAVALI’NIN EYLEMİNİN RKHK 4. MADDE ANLAMINDA HUKUKA AYKIRI OLDUĞU, REKABET İHLALİNİN BAŞLIBAŞINA BİR HAKSIZ FİİL OLDUĞU, DAVALI VAKIFBANK’IN KUSURLU OLDUĞU, REKABETİ SINIRLAYICI EYLEM NEDENİYLE DAVACI’NIN ZARAR GÖRDÜĞÜ,BU ZARAR İLE VAKIFBANK’IN REKABET İHLALİ ARASINDA BİR İLLİYET BAĞI OLDUĞU VE BU ANLAMDA RKHK 57. MADDE ANLAMINDA TÜM TAZMİNAT ŞARTLARININ OLUŞTUĞU BELİRTİLMİŞTİR. 
  •   1.8.2013 tarihinden buyana Davalı tarafın mesnetsiz iddia ve beyanları ile halen karara bağlanamayan bu dava ile ilgili Sayın Mahkemenizin bir an önce mağduriyetimi gidermeye yönelik talep gibi karar vermesi ve zararımın 3 katına kadar tazmin edilmesi hususunu arz ederim..."



Konuya ilişkin yeni gelişmeleri Aralık 2016'da yapılacak duruşmanın ardından sizlerle tekrardan paylaşacağım.

Görüşmek üzere…

28 Haziran 2016 Salı

Üç Katına Kadar Tazminat Talebim (5)

Merhabalar,

Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulu'nun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, rekabet ihlali yapan ve Rekabet Kurulu’nun idari para cezası verdiği 12 bankadan birisi olan ve ihlalin devam ettiği tarihlerde taşıt kredisi kullandığım Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında, rekabet ihlalin gerçekleştiği dönemde kullandığım taşıt kredisi nedeniyle ödediğim yüksek faizden kaynaklanan zararımın tazmini amacıyla RKHK'nın 57inci ve 58inci maddelerine dayanarak Anadolu 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde  1 Ağustos 2013’te tazminat davası açmıştım.

Davaya ilişkin en son güncellemeyi 26.11.2015 tarihindeki yazımda yapmıştım. O tarihten sonra yaşanan en önemli gelişme ise 22.3.2016 tarihinde Anadolu Adliyesi 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde yapılan duruşmadır.

Duruşma sonucunda;
  • Dosyanın bilirkişiden dönüşünün beklenmesine,
  • Rapor ibrazında duruşma günü beklenmeksizin raporun taraflara tebliğine ve HMK 281 md gereğince iki haftalık kesin süre verilmesine,
  • HMK'nun 184 ve 186. Maddeleri gereğince bir sonraki celsede sözlü yargılamaya geçilebileceğinin ihtarına,
  • Duruşmanın bu nedenlerle Eylül 2016 tarihine bırakılmasına, 

karar verilmiştir.

Bu arada tazminat davamı ilgilendiren bir diğer önemli gelişme de, Danıştay 13. Dairesi'nin Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında Rekabet Kurulu tarafından verilen cezayı onaması ve Danıştay Kararının 22.6.2016 tarih, 4046 sayı ile Kurum kayıtlarına intikal etmesidir.

Konuya ilişkin yeni gelişmeler olduğunda sizlerle tekrardan paylaşacağım.

Görüşmek üzere…

13 Mart 2016 Pazar

TÜRKİYE'NİN İLK REKABET UYUM KANALI YAYINDA

Herkese Merhabalar,
Türkiye'nin ilk in-house rekabet uyum Youtube kanalının yayına geçtiğini söylemekten mutluluk duyuyorum.
Kanalımızın Linki: www.youtube.com/c/rekabetuyum
Kanalımıza Türkçe, İngilizce ve Rusça (Rusça alt yazı için film izlenen ekranın sağ alt köşesinde yer alan cc tuşuna tıklanması gerekiyor) 3 farklı dil seçeneği ile şirket içi eğitimlerde kullanabilecek 14 adet video  yükleyerek yayın hayatımıza başladık. Bundan sonra iş yükümüzden vakit buldukça rekabet hukukuyla ilgili güncel tartışma ve konularla ve yeni animasyonlarla karşınızda olmaya devam edeceğiz.
Kanalın ve videoların yapımında emeği geçen herkese teşekkürü borç bilirim. Bu kanal ve videolar, rekabet uyumda inovasyonun önemine inanan ve aynı hayalleri paylaşan bir ekibin eseridir.
Tekrar görüşmek üzere...

4 Şubat 2016 Perşembe

Danışman Şirketlere Para Cezası

Avrupa Komisyonu (“Komisyon”) tarafından 11 Kasım 2009 tarihinde verilen, General Court (“GC”) tarafından 6 Şubat 2014 tarihinde, The Court of Justice of European Union (“CJEU”) tarafından da 22 Ekim 2015 tarihinde onanan kararda, Komisyon’un kararında tespit ettiği ilgili ürün pazarında 101. maddeyi ihlal eden teşebbüsler yanında, bahse konu kartelin yürütülmesinde esaslı bir role sahip olan, bir başka ifade ile rekabet ihlalinin hayata geçirilmesi amacı ile bilinçli ve sonuçlarından haberdar şekilde kartel mensuplarına danışmanlık hizmeti veren danışman firma AC-Treuhand AG[1]’ye (“Treuhand”) de 348.000 Euro tutarında para cezası verilmiştir. Treuhand, Zurih merkezli olarak faaliyet gösteren, ulusal ve uluslararası müşterilerine yönetim, pazar bilgisi toplanması, işlenmesi, analizi, raporlanması ve toplanan bilgilerin doğruluğunun denetlenmesi alanlarında danışmanlık hizmeti veren bir şirkettir.

CJEU tarafından da onanmış olan kararda kayda değer olduğu düşünülen çeşitli noktalar bulunmaktadır. Bunlardan ilki, AC-Treuhand kararı Avrupa’da rekabeti kısıtlayıcı amaçlar peşinde koşan şirketlere herhangi bir seviyede danışmanlık veren broker, danışman, uzman ya da aracıların, rekabeti kısıtlayıcı anlaşmanın kurulmasına ve yürütülmesine açıkça, aktif biçimde ve sonuçlarından haberdar olarak destek olması durumunda, bahse konu aracılar ihlalin gerçekleştiği pazarda faaliyet göstermiyor dahi olsa idari para cezası verilebilir yorumunun Avrupa’nın en yüksek mahkemesi tarafından onanmış olmasıdır.

Bu yoruma örnek olarak verilebilecek bir diğer güncel tarihli Komisyon kararı da Yen faizlerine dayanan türev ürünlerin fiyatlarının manipüle edilmesini amaçlayan kartelin yürütülmesine, kartel üyesi bankalar ve finans kurumları arasında iletişimin sağlanmasına ve kartel üyesi olmayan taraflara bilerek yanlış bilgi verilmesine aracılık eden İngiltere merkezli ICAP Broker’lık firmasının yaklaşık 15 milyon Euro tutarında para cezasına çarptırılmasıdır[2].

AC-Treuhand kararının kayda değer bir diğer noktası da kararın Avrupa’daki rekabet hukuku uygulamasının yeni ve popüler cephelerinden birisi olan “hub-and-spoke” dosyalarında Komisyon ya da mahkemelerce yapılan yorumları da destekler nitelikte olmasıdır. Şöyle ki “hup-and-spoke” kartellerinin en karakteristik özelliği, kartel mensubu olan şirketlerin (spokes) birbirleriyle doğrudan iletişim kurmamaları ve bu iş için alt veya üst pazardaki aracıları (hub) kullanmalarıdır. Marketlerde satılan X ürününü üreten 5 şirketin, birbirleriyle doğrudan iletişim kurmak yerine alt pazarda faaliyet gösteren lokal bir market zincirini aracı olarak kullanması, her ne kadar bu market zinciri X ürününün üretildiği pazarda faaliyet gösteremese dahi market zincirinin para cezasının muhataplarından birisi olması, bu tip kararlara verilebilecek en klasik örnektir.

AC-Treuhand kararı, Advocate General Whal tarafından temyiz sürecinde CJEU’ya sunulan “…bir şirket, herhangi bir ilgili ürün pazarında faaliyet göstermiyorsa, o ilgili ürün pazarındaki şirketler için rekabetçi bir tehdit olmaz; bunu olamadığı için de o pazardaki rekabetin kısıtlanmasında bir rolü olduğu kabul edilemez ve cezalandırılmaz…” şeklindeki görüşün dikkate alınmadığı ve “facilitator” olarak adlandırılan aracıların rekabet ihlallerindeki sorumluluğu hakkında hub-and-spoke dosyalarında benimsenmiş olan yorumların artık perakendecilik sektörünün dışına da uygulanacağının gösteren bir karar niteliğindedir.

Önümüzdeki dönemde Avrupa’da ülkeler bazında, Komisyon’da ya da mahkemeler nezdinde verilecek bu konudaki kararlarda dikkat vermemiz gerekecek en önemli konulardan birisi de CJEU’nun işbu kararında kullandığı “aktif olarak”, “esaslı amacı”, “esaslı rol”, “bilinçli ve sonuçlarından haberdar şekilde” ya da “facilatator” gibi ifadelerin sadece bu karara özel tanımlayıcı ifadeler mi olduğu yoksa bu ifadelerin aslında oluşmaya başlayan yeni bir “hub-and-spoke” testinin unsurları mı olduğu konusu olmalıdır.
Hukukçuları şaşırtmaya yılmadan devam eden rekabet hukuku, siyahı ve beyazı az, grisi çok olan; hukuki belirlilik prensibinin ise ancak soğuk bir günde cama verilen sıcak havanın cam üzerinde oluşturduğu şekiller kadar belirgin olabildiği hem korkutucu hem de heyecan verici bir hukuk dalıdır.
Bu kararın Türkiye’de ne gibi etkisi olacağını, herhangi bir pazarda kartel mensubu olan şirketlere danışmanların, onlara pazar verisi sağlayan şirketlerin, kartel mensubu şirketlere aynı anda hukuki danışmanlık veren hukuk bürolarının ya da teşebbüs birliklerinin bu karardan nasıl etkileneceğini ya da “hub-and-spoke” konseptinin Türkiye’de Rekabet Kurumu tarafından nasıl uygulanacağını ancak zaman gösterecektir.
Tekrar görüşmek dileğiyle…

16 Ocak 2016 Cumartesi

Winter is coming

Herkese Merhabalar,

Hürriyet’in 16.1.2016 tarihli sayısındaki “Petrol Şirketleri Resmen Çöktü” başlıklı haberi görünce Blog’da 8.7.2015 tarihinde yayımladığım yazım aklıma geldi.

Aslında petrol üreticisi şirketler için tarih sürekli tekerrür ediyor ve sürekli tekrar eden bu döngüde onlar bir türlü akıllanmıyor dersek herhalde yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Bütün projeleri ve gelirlerini petrol fiyatına bağlayan şirketlerin, aslında betası birden büyük bir hisseye bütün paralarını yatırıyorlar gibi de düşünülebilmesi de mümkündür. İşler iyi gidiyorken, petrol varil fiyatları 80 doların üzerindeyken betası yüksek hisseye yapılan yatırımın geri dönüşü gerçekten muazzam olarak gerçekleşmekte ve herkes mutlu olmaktadır. Ancak petrol fiyatları 30 doların altına düştüğünde, hatta söylentilere göre 10 dolara kadar düşeceği beklenirken, petrol şirketlerinin gelirleri önemli miktarda düşmekte, bütün petrol şirketleri projeleri askıya almakta ve bu sayede gelecekte beklenen arzı kısmakta, işçi çıkarmakta ve korku dolu bir şekilde petrol talebinin artmasını beklemeye başlamaktadır. Muhakkak bir gün gelecek, bugünden yapılmayan yatırımlar gelecekteki arzı azaltacak ve talep de toparlandığında fiyatlar 60 doların üstüne çıkacaktır. Akıllanmaz enerji şirketleri de oh geçti diye düşünüp eski kısır döngüye devam edecektir. Dolayısıyla aslında oynan oyun, kıt yemek kaynaklarının olduğu kara kışı kim atlatabilecek oyunudur

Peki, enerji şirketleri neden bütün paralarını betası yüksek tek bir hisseye ya da doğal gazı da sayarsak iki hisseye yatırıyorlar? Neden işler iyi giderken yeterli miktarda fon ayırıp yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmiyorlar? Neden portföylerinin betasını birden daha küçük bir seviyeye getirecek yenilenebilir projeleri hayata geçirmiyorlar ve portföylerine dahil etmiyorlar? Hadi onu yapmıyorlar, neden gidip bu şirketlere ortak olmuyorlar? Neden şirketlerin kara kış geldiğinde havalar güzelken gömdükleri yiyecek zulaları olmuyor da her seferinde birbirlerini yiyerek hayatta kalmaları gerekiyor?

Petrol şirketlerinin üst yönetimleri eminim bu sorulara kendi içlerinde anlamlı cevaplar bulmuş ve kendi yönetim kurullarını ikna etmişlerdir. Ancak petrol fiyatları bir iki yıl daha bu seviyelerde devam ederse, 8 Temmuz tarihli yazımda da belirttiğim gibi yine çok büyük ölçekli bir konsolidasyon hareketi ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır.

Büyük sabit maliyetlere katlanan petrol şirketlerinin proje finansmanı tablosunda cash flow kaleminde yaşanan bu dalgalanma, ister istemez onların net işletme sermayesi ihtiyaçlarının tavan yapmasına ve yürüyen projeleri finanse edebilmek için daha fazla dış kaynağa ihtiyaç duymasına neden olacaktır. Bu durum, ya hissedarların şirkete ilave sermaye koyması ya da yeni borçlanmalar ile finansman yapılması anlamına gelecektir ki yeni borçlanmalar da aslında zehirli bir tedavi yöntemi olup düşük petrol fiyatları devam ettiği sürece başta toplam borç/öz sermaye olmak üzere bütün borç rasyolarını şirket aleyhine tahrip edecektir.  Dolayısıyla belki bir gün gelecek ve otomotiv sektöründe ya da bankacılık sektöründe yaşanan krizlerde olduğu gibi devletler olaya müdahil olacak ve dev enerji şirketlerini batmaktan kurtarmak için onlara sermaye enjeksiyonu yapmak durumunda kalaacaklardır. Neticede enerji sektörü, sadece kar amacı güden şirketlerin bulunduğu bir yer değil, jeopolitik ve stratejik bir çok motivasyon ile hareket eden devletlerin de birer oyuncu olduğu çok vahşi bir oyun sahnesi olduğundan, yüzyıllara dayanan tarihi olan şirketlerin batmasına kolayca izin verileceğini beklemek de hayalcilik olacaktır.

ABD’nin Rusya’yı cezalandırmak için Suudi Arabistan’ı kullanarak arzı artırması ve petrol fiyatlarını düşürmesi ile başlayan bu süreç, petrol talebini daraltan ekonomik krizlerin bir türlü atlatılamaması, kaya gazı üretimindeki artış, derin su teknolojilerinin gelişmesinin yeni arz imkanları yaratması veya teknolojik ilerlemeler sayesinde mevcut sahaların verimlerinin artması ile  ABD’nin enerji sektöründe kendi kendine yetebilir bir ülke haline gelmeye doğru koşması, Çin’in yaşadığı problemler ile hem petrol talebinin düşmesi hem de emtia talebinin düşmesi, ekonomileri bu emtialardan elde ettiği gelirlere bağlı olan ekonomilerin de aynı kriz sarmalına girmesi ve petrol taleplerinin düşmesi, bir cezalandırma oyunu olarak başlayan sürecin bugün bir çok ülke ekonomisini tehdit eden bir canavar haline gelmesine neden olmuştur.

Yukarıda sayılan olumsuzların üstüne bir de tüy dikecek nitelikte olan Suudi Arabistan’ın yeni tahta geçen kralının tahtan çekilip yerini oğluna bırakacağı, Suudi Arabistan’ın yurtdışı fonlarından ülkeye 70 milyar dolar para çektiği ve devlet petrol şirketinin bir kısım hissesini satmayı planladığı, gelirleri petrol fiyatına bağlı olan şirketler gibi aynı sarmala düşmüş bir çok ülke de olduğu ve bunların iflasın eşiğine doğru gitmekte olduğu, geliştirilmemiş petrol ve gaz denizi üzerinde oturan İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılıp dışa yani yatırıma açılacağı ve yeni arzın sisteme dahil olacağı şeklindeki unsurlar da hesaba katıldığında, petrol fiyatlarındaki dalgalanmanın ya da düşük seyrin ne kadar daha devam edeceğini kimsenin kesin olarak bilmesi mümkün gözükmemektedir.

Bu nedenle, sermayesine devlet eli değmiş, kara kışta bu sayede hayatta kalmış dev enerji şirketlerinin birbirlerini almaya başladığı ve bu alımlara da başta rekabet otoriteleri olmaz üzere jet izinler çıktığı bir dönem yaklaşıyor gibi görünmekte.  Game of Thrones’da Ned Stark’ın dediği gibi gelirleri betası yüksek tek bir değişkene bağlı tüm şirket ve ülkeler için “Winter is coming...”


Tekrar görüşmek üzere...

14 Ocak 2016 Perşembe

Teşebbüs Birliklerine Tavan Ceza Uygulaması-Fransa Örneği

Fransız Anayasa Konseyi 7 Ocak 2016 tarihinde vermiş olduğu karar ile teşebbüs birliklerinin rekabet ihlali durumunda alabilecekleri ceza tavanını 3 milyon Euro ile sınırlayan Fransız Ticaret Kanununun L.464-2 numaralı maddesinin 1. paragrafının dördüncü bendinin Fransız Anayasası ile uyumlu olduğuna ve eşitlik ilkesine aykırı bir durum olmadığına hükmetmiştir.
Fransız Ticaret Kanununun L.464-2. maddesi, Fransız Rekabet Kurumunun rekabet ihlallerine vereceği idari para cezalarını düzenlemektedir. Mezkur maddenin Fransız Anayasa Konseyi kararına konu olan 1. Paragrafının 4. bendi şu şekildedir:
“…Eğer rekabet ihlalini yapan bir şirket değil ise, verilecek maksimum ceza 3 milyon Euro’dur. Şirketler için verilebilecek maksimum ceza ise şirketlerin vergiden arındırılmış global cirosunun % 10’una kadardır…”
Fransız Rekabet Kurumu, rekabet ihlali yapan şirketler için cezaları hesaplarken Avrupa Komisyonu uygulamasından bir miktar farklılaşabilmektedir. Şöyle ki, Fransa’da rekabet ihlali yapan bir şirketin alacağı baz ceza miktarı, bahse konu şirketin ihlalin gerçekleştiği ilgili ürün pazarındaki cirosu ile global cirosunun toplanması ile bulunan miktarın verilecek para cezası yüzdesi ile çarpılması ile bulunmaktadır. Avrupa Komisyonu ise bildiğiniz üzere sadece ilgili ürün pazarındaki ciroyu dikkate almaktadır. Baz ceza hesaplandıktan sonra ihlalin ağırlığı, ekonomi üzerindeki etkisi ve zararı ile süresi dikkate alınarak bulunan bir çarpan (caydırıcılık çarpanı) ile çarpılmaktadır. Bugüne kadar ki cezalar incelendiğinde, Fransız Rekabet Kurumu tarafından kullanılan ceza çarpanı ortalamasının Avrupa Komisyonu tarafından %0-%30 bandından uygulanan çarpandan düşük olduğu görülmektedir.
Caydırıcılık çarpanı ile çarpılan baz cezaya indirim veya artırım (mükerrerlik, kartelde lider şirket olma) sebepleri de ilave edilerek nihai ceza tespit edilmektedir. Ayrıca Fransız Ticaret Kanunu L.460-6 uyarınca da ihlal de belirleyici etkisi olan şirket çalışanlarına 4 yıla kadar hapis ve/veya 75.000 Euro idari para cezası verilebilmektedir.
Fransız Anayasa Konseyi tarafından verilen 7 Ocak 2016 tarihli kararında, teşebbüs birliklerinin yapısı ve kuruluş amaçları ile şirketlerin yapısı ve kuruluş amaçlarının birbirinden farklı olduğu, kar amacı güden bir şirketin rekabet ihlali yapmasının etkisi ile bir teşebbüs birliğinin rekabet ihlali yapmasının etkisi arasında fark olduğu, ihlali yapan teşebbüs birliği üyesi şirketlerin de ayrıca cezalandırıldığı düşünüldüğünde yapılan ayrımın eşitlik ilkesine aykırı bir durum oluşturmadığına hükmetmiş ve davayı açan şirketin Fransız Ticaret Kanununun L.464-2 numaralı maddesinin 1. paragrafının üç ve dördüncü bentlerinin iptal edilmesi yönündeki talebini reddetmiştir.

26 Kasım 2015 Perşembe

Üç Katına Kadar Tazminat Talebim (4)

Herkese Merhabalar,

Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulu'nun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, rekabet ihlali yapan ve Rekabet Kurulu’nun idari para cezası verdiği 12 bankadan birisi olan ve ihlalin devam ettiği tarihlerde taşıt kredisi kullandığım Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında, rekabet ihlalin gerçekleştiği dönemde kullandığım taşıt kredisi nedeniyle ödediğim yüksek faizden kaynaklanan zararımın tazmini amacıyla RKHK'nın 57inci ve 58inci maddelerine dayanarak Anadolu 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde  1 Ağustos 2013’te tazminat davası açmıştım.

Davaya ilişkin en son güncellemeyi 12.8.2015 tarihindeki yazımda yapmıştım. O tarihten sonra yaşanan en önemli gelişme ise 15.10.2015 tarihinde tarafıma yapılan ön inceleme duruşması tebliğidir. Ön inceleme duruşması 26.11.2015 tarihinde Anadolu Adliyesi 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde yapıldı.

Ön inceleme duruşmasının önemli satış başları şu şekilde özetlenebilir:
  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesine ait 2014/11402 Esas-14271 Karar sayılı bozma ilamına uyulmasına,
  • Taraflara tüm delil ve tanık gösterimi için iki hafta kesin süre verilmesine,
  • Tahkikat duruşmasının gelecek celsede yapılmasına,   
  • Bilirkişi atanmasına,

karar verilmiştir. Yaklaşık 2 yıllık sürenin ardından esasa geçilmesi ve bilirkişi atanması dava açısından önemli bir dönüm noktasıdır diye düşünüyorum.

Konuya ilişkin yeni gelişmeler olduğunda sizlerle tekrardan paylaşacağım.

Görüşmek üzere…