12 Banka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Banka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2016 Pazartesi

Üç Katına Kadar Tazminat ve Şemsiye Etkisi - Banka Karteli

30.1.2014 tarihli yazımda,  Avusturya Demir Yolu Şirketinin "Şemsiye Etkisi" kuramına dayanarak Avusturya asansör pazarındaki kartele katılmamış ancak kartelin yükselttiği asansör fiyatları nedeniyle kartel mensubu olmayan bir teşebbüsten aldığı hizmete yine de yüksek bedel ödemiş olma nedeniyle açtığı ve en sonunda Avrupa Topluluğu Adalet Divanı ("ATAD") önüne kadar giden davada  AG Kokott'un verdiği mütalaayı özetlemiş ve son cümlede "...rekabet ihlallerinin özel hukuktaki sonuçları anlamında rekabet dünyasında yeni bir episod’un başladığı söylemek yanlış olmayacaktır..." diyerek, 30 Ocak 2014 tarihli mütalaanın kabul edilmesi durumunda rekabet ihlallerine karşı açılan tazminat davalarına yeni bir boyutun ekleneceğini ifade ederek yazımı bitirmiştim.
5.6.2014 tarihinde ATAD tarafından verilen kararda,  AG Kokkott'un verdiği mütalaanın kabul edildiği görülmektedir. Kararda özetle şu tespitler yapılmıştır:
1) Fonksiyonel Avrupa Birliği ("FAB") 101 ve 102. maddelerinin uygulanması, kişiler açısından doğrudan sonuçlar ve haklar yaratmaktadır. Bu haklar ve sonuçlar, yerel ülke mahkemeleri tarafından göz önüze alınmak zorundadır (Bakınız: "Case C‑127/73 BRT and SABAM EU:C:1974:25, paragraf 16"; "Courage and Crehan EU:C:2001:465, paragraf 23"; ve "Manfredi and Others EU:C:2006:461, paragraf 39").
2) Yerel mahkemelerce gerçek veya tüzel kişilerin, doğrudan bir sözleşmesel bağ içinde oldukları ya da aralarında sözleşmesel bir bağlantı bulunmasa da rekabete aykırı anlaşmaların neden olduğu zararlardan dolayı kartel mensubu olan teşebbüslerden zararlarını talep etmelerini engelleyecek bir yorum bir yapılması, rekabet kurallarının özellikle de rekabete aykırı anlaşmaları düzenleyen 101. maddenin (bizdeki 4. madde) tam etkin biçimde uygulanabilmesini riske atacaktır.
3) Rekabet ihlallerine karşı özel hukuk hükümleri uyarınca kullanılacak haklar, rekabet ihlallerinin caydırıcılığını artırmak ve Avrupa Birliği içinde rekabet kurallarının daha etkin uygulanmasını sağlamak açısından çok önemlidir.
4) Özel hukuk kuralları uyarınca üç katına kadar tazminat istemiyle yapılan başvurular, FAB kuralları çerçevesinde değil, her ülkenin kendi hukuk kuralları çerçevesinde çözüme kavuşturulması gereken başvurulardır.
5) Ancak, FAB 101 ve 102 (bizdeki 4 ve 6. madde) maddelerinin ihlalini nedeniyle ortaya çıkan üç katına kadar tazminat hakkı, hiç bir şekilde ve hiç bir yerel düzenleme ile zorlaştırılamaz ya da ortadan kaldırılamaz (eşitlik prensibi). (Bakınız: "Courage and Crehan EU:C:2001:465, paragraf 29"; "Manfredi and Others EU:C:2006:461, paragraf 62"; Pfleiderer EU:C:2011:389, paragraf 24"; ve "Donau Chemie and Others EU:C:2013:366, paragraf 27").
6) Başvuru konusu dava, ÖBB-Infrastruktur, asansör alımını yaptığı dönemde pazarda geçerli olan kartel nedeniyle kendi alım yaptığı firmanın eğer kartel olmasaydı daha düşük fiyatla alabileceği asansörleri, kartel fiyatlarının yüksek olması nedeniyle olması gerekenden daha yüksek fiyatla kendisine sattığını ve bu nedenle de zarara uğradığını belirtmekte ve bu zararın tazminini istemektedir.
7) (Önemli yorum geliyor) Bir mal veya hizmetin üreticisi/satıcısı, tüketicilere sunacağı fiyatı belirlerken referans aldığı en önemli faktörlerden birisi piyasa fiyatıdır. Bu bağlamda, belirli bir mal veya hizmet piyasasında var olan bir kartelin, o mal veya hizmetin fiyatını suni şekilde yükseltmesi, kartel üyesi teşebbüslere rekabet eden ancak o kartel içinde olmayan teşebbüslerin fiyatlama kararlarını etkileyecek ve kartel dışında olan teşebbüslerin, normal şartlarda kartel olmasaydı ve fiyatlar bu şekilde artmasaydı, kendi ürün veya hizmetleri için önermeyecekleri daha yüksek bir fiyatı tüketicilere önermelerine neden olacaktır. Bu durumda, her ne kadar kartel dışında kalmış teşebbüslerin kendi mal veya hizmetlerinin fiyatlarını belirlemesi tamamen kendi tasarrufları ile alındıkları otonom kararlar sonucu olsa da (yani kartel iradesi ile alınmış ve kartel üyelerini bağlayan fiyat karar değil), bu otonom fiyat kararlarının kartelin suni olarak yükselttiği piyasa fiyatları referans alınarak yapılacağı göz ardı edilmemelidir. Bu da rekabet kurallarına aykırı bir durumdur.
8) Başvuru konusu davaya konu olan davada ilk derece mahkemesi, asansaör kartelinin yükseltmiş olduğu fiyatlar nedeniyle kartel mensubu olmayan bir şirketten olması gerekenden daha yüksek fiyat ile asansör almış ÖBB-Infrastruktur'un, kartel mensuplarından birisi ile sözleşme ile kurduğu bir bağ olmadığından, uğradığını iddia ettiği zarar ile rekabet ihlali arasındaki illiyet bağı kopmuştur diyerek başvuruyu reddetmiştir. 
9) Her ne kadar rekabet ihlalleri nedeniyle ortaya çıkan tazminat davaları yerel ülke kanunları tarafından detaylı biçimde düzenleniyor olsa da, yukarıda 5. maddede de belirtildiği üzere, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yasal mevzuatları, FAB en etkin biçimde uygulanmasını garanti altına almak zorundadır. Bu nedenle, söz konusu yerel kanunlar, FAB 101. maddesinin hizmet ettiği amacı özellikle dikkate almak zorundadır ki bu amaç da mal ve hizmet piyasaların rekabetin tesisi ve fiyatların serbest rekabet ortamında belirlenmesidir. 
10) Rekabet ihlali nedeniyle uğradığı zararını tazmin etmek isteyen gerçek veya tüzel kişilerin, "kartel mensupları ile sözleşme bağı olmayan birisi, kartel mensubu olmayan bir teşebbüsten yaptığı alımlar kartel mensuplarından zarar tazminatı isteyemez çünkü illiyet bağı sözleşme olmadığı için kopmuştur" gibi kategorik bir yaklaşımla her dosyayı kendi şartları ile değerlendirmeden kategorik olarak reddedilmesi sonucu gerçek veya tüzel kişilerin tazminat hakkını kullanamaması, FAB 101. maddenin etkin biçimde uygulanabilmesini engelleyecektir. 
11) Sonuç olarak, şemsiye etkisi prensibi çerçevesinde, sözleşmesel ilişkileri olmasa da, iddialara muhatap olan kartelin ilgili ürün pazarındaki konumu/gücü gibi kriterler göz önüne alınarak her dosya özelinde ayrı ayrı yapılacak değerlendirme sonucunda (bunu yerel mahkeme yapacaktır), gerçek veya tüzel kişilerin kartelin dolaylı olarak kendi aldıkları mal veya hizmetin fiyatını da yükseltmiş olması nedeniyle uğradıkları zararın tazminini isteme hakkına sahiptir.
12) Herhangi bir mal veya hizmet pazarındaki kartelin ilgili ürün pazarındaki gücü, pazarın dinamikleri, kartel mensubu olmayan teşebbüslerin durumu, fiyatları, pazar fiyatları vb. tüm faktörlerin ilgili mahkemelerce değerlendirilmesi sonucu gerçekten kartel mensubu olmayan teşebbüslerin de fiyatlarının yükselip yükselmediği, bunun kartel mensubu olmayan teşebbüslerden mal veya hizmet alan teşebbüslerin normalden daha fazla para ödemesine neden olup olmadığı, olmuşsa zararın miktarı gibi konular ilgili yerel mahkemelerin takdirinde olan hususlardır.
Sessiz sedasız verilen bu karar ile rekabet ihlallerine karşı özel hukuk kapsamında açılacak tazminat davalarının boyutu bir anlamda değişmiş, kartel mensubu olmayan teşebbüslerden mal veya hizmet alan gerçek veya tüzel kişilerin de ilgili ürün pazarında kartel nedeniyle yükselen fiyatlardan zarar görmesi halinde uğradıkları zararı talep edebilir hale gelmiştir.
Türkiye'ye banka karteline dönecek olursak, bildiğiniz üzere 12 bankanın oluşturduğu kartelin bir rekabet ihlali olduğu ve bankalara verilen idari para cezasının hukuka uygun olduğu Danıştay 13. Dairesinin onama kararı kesinleşmiştir.
Banka kartelinin geçerli olduğu dönemde kartele katılmamış bildiğim kadarıyla 11 banka mevcuttur. Her ne kadar bu bankalar kartele katılmamış da olsa, kartelin mevduat faizlerini düşürmek, kredi faizlerini artırmak ve kredi kartlarına ve hesap işletim ücretlerine belirlemek gibi uygulamalarından etkilenmeleri; dolayısıyla, kartel ve kartelin belirlediği fiyatlar/faizler/komisyon oranları olmasaydı, kendi mevduat faizlerini normal şartlarda düşürmeyecekleri ölçüde düşürmeleri, kendi kredi faizlerini normal şartlarda yükseltmeyecekleri ölçüde yükseltmeleri ya da komisyon oranlarını normalde tespit etmeyecekleri ölçüde yüksek tespit etmeleri söz konusu olma ihtimali bulunmaktadır.
Bu bağlamda, eğer gerçekten işbu dosya özelinde matematiksel olarak ortaya konabilirse, kartel mensubu olmayan bankalardan kredi kullanan ya da bu bankalara mevduat yatıran kişilerin de uğradıkları zararı ATAD tarafından onanmış olan "şemsiye etkisi" konsepti çerçevesinde kartel mensubu bankalardan talep edebilme imkanını ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, kartel mensubu olmayan bankaların kartel öncesi dönemde uyguladığı kredi faizleri/mevduat oranları/komisyonlar ile kartel döneminde uyguladıkları karşılaştırılmalı ve eğer gerçekten anlamlı bir trend varsa şemsiye etkisi konsepti çerçevesinde dava açılabilmelidir.
Bakalım neler olacak. 
Tekrar görüşmek üzere...




20 Ekim 2016 Perşembe

Üç Katına Kadar Tazminat Davalarında Zamanaşımı, Dava Ön Şartı ve Zarar Hesabı

Herkese tekrar merhabalar. Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulunun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bankaların söz konusu rekabet ihlaline karşı açılacak üç katına kadar tazminat davaları açısından önemli dört konu bulunmaktadır. Bunlar:

1- Zamanaşımı
2- Bekletici Mesele-Dava Açma Ön Şartı Olarak
3- Bekletici Mesele-Dava Esası Hakkında Karar Bakımından,
4- Zarar Hesabı

Zamanaşımı
Rekabet ihlalleri neticesinde açılabilecek tazminat davaları için zamanaşımı hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 30.3.2015 tarih, 2014/13296 E. ve 2015/4424 K. sayılı kararı yol gösterici niteliktedir. Söz konusu karar, Rekabet Kurulu’nun 23.12.2009 tarih, 09-60/1490-379 sayılı Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. (Turkcell) ile Avea İletişim Hizmetleri A.Ş. (Avea) kararına ilişkin olarak verilmiştir. 

Rekabet Kurulu, 23.12.2009 tarihli toplantısında, Turkcell’in GSM hizmetleri ve mobil pazarlama hizmetleri pazarlarında hakim durumda olduğuna ve bahse konu pazarlardaki çeşitli eylemleri ile bu hakim durumunu kötüye kullandığına oy birliği ile karar vermiş ve Turkcell’e 36 milyon TL idari para cezasına hükmetmiştir. Bu karar üzerine Turkcell, Danıştay 13. Daire nezdinde mezkur Kurul kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle dava açmıştır. 

Danıştay 13. Dairesi’nin 13.10.2010 tarih,  2010/2490 E. sayılı Kararı ile söz konusu talep oybirliği ile reddedilmiştir. Bunun üzerine, Turkcell, yürütmenin durdurulması talebini reddeden Danıştay Kararı’na itiraz etmiş ve söz konusu itiraz da Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 14.6.2011 tarih ve 2011/8 sayılı kararı ile oybirliği ile reddedilmiştir. Nihayetinde, söz konusu Rekabet Kurulu kararının hukuka uygun olduğu Danıştay 13. Dairesi’nin 1.11.2013 tarih, 2010/2490 E. ve 2013/2706 E. sayılı kararı ile oybirliği ile reddedilmiştir.

Bu süreçlerin ardından Avea, (muhtemelen 2010-2011 arasında) üç katına kadar tazminat talebi ile İstanbul (Kapatılan) 49. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne başvurmuştur. Mahkeme, 9.4.2012 tarih, 2011/181 E. ve 2012/97 K. sayılı kararı ile davayı zamanaşımı yönünden reddetmiş ve bahse konu ret kararı Avea tarafından Yargıtay nezdinde temyiz edilmiştir. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 25.3.2014 tarih, 2012/15359 E. ve 2014/5834 K. sayılı kararı ile yerel mahkemenin kararını onamış ve Avea mezkur Yargıtay kararı aleyhine karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur.

Bunun üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 30.3.2015 tarih, 2014/13296 E. ve 2015/4424 K. sayılı kararında Daire onama kararını Avea lehine bozmuş ve bozma gerekçesi olarak da şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“…Davaya konu olaydan ve dava tarihinden önce yürürlüğe giren 30.3.2005 tarih ve 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "idari yaptırım" gerektiren eylemlerin "kabahat" niteliğindeki suçlar olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır. 5326 Sayılı Kabahatler Kanunun 16. maddesinde ise "idari para cezası" idari yaptırım türleri arasında sayılmıştır. Yine aynı Kanunun "Soruşturma Zamanaşımı" başlıklı 20/4. maddesinde ise "nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl" olarak belirlenmiştir.

Dava ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun "Müruruzaman" başlıklı 60/2. maddesinde yer alan "Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur" hükmü uyarınca, kanun koyucucu, ceza zamanaşımının BK'daki zamanaşımından daha fazla olduğu durumlarda, hukuk davasına da ceza davasına dair zamanaşımının uygulanması gerektiğini ifade etmektedir.

Somut olayda, davacı tarafın tazminatı gerektiren olayı öğrenerek Rekabet Kurumu'na başvurduğu 6.6.2008 tarih ile bu davaya esas 29.10.2012 dava tarihi birlikte değerlendirildiğinde dava zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın zamanaşımı def'inin yukarıdaki hükümler doğrultusunda değerlendirilmesi gerekirken, yerel mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddi kararı doğru olmadığından Dairemizin onama kararının kaldırılarak mahkemece verilen kararın açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir…”

2015 senesi içinde verilen bu güncel kararın 12 banka hakkında açılacak tazminat davaları yönünde göz ardı edilmemesi gereken husus, 15.7.2013 tarihinde Rekabet Kurumunun internet sitesine konulan (ve haksız fiile uğrayanların haberdar olduğu-Not: bir başka görüşe göre de kararın internet sitesine konulması değil, 12 banka hakkında soruşturmaya başlanmış olmasının gazete ve sosyal medyaya yansıdığı tarih olan 2011 senesi esas alınmalı) karara dayanılarak açılacak tazminat davalarındaki zaman aşımının 6098 sayılı Borçlar Kanunu 72. Maddede yer alan 2 yıl (15.7.2015) değil, mezkur maddenin devamında yer alan ve yukarıda yer verilen Yargıtay kararına konu olduğu şekliyle 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 20/4. maddesindeki 8 yıl olduğu (15.7.2021) hususudur. Hangi yorum dikkate alınırsa alınsın, her halükarda zamanaşımı süresi içinde olduğumuz şüphesizdir.

Bekletici Mesele-Dava Açma Ön Şartı Olarak
RKHK 57. ve 58. Maddeleri çerçevesinde açılacak üç katına kadar tazminat davalarında Rekabet Kurulu’nun idari para cezasına hükmeden kararının kesinleşmiş olup olmaması, söz konusu davanın açılabilmesi için bir ön şart olarak değerlendirilmemelidir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 8.3.2016 tarih, 2015/5134 E. ve 2016/2543 K. sayılı kararında şu değerlendirme yapılmıştır:

“…Mahkemece, davanın Rekabet Kurulu Kararı kesinleşmeden, zamansız açıldığı gerekçesiyle, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Oysa, Rekabet Kurulu Kararı'nın kesinleşmesinin tazminat davasının açılması için ön şart olarak kabul edilmesi mümkün değildir…”

Bu itibarla, açılacak davalarda yerel mahkemece bu yönde bir karar verilmesi halinde Yargıtay kararı dayanak gösterilerek bozma talep edilmesi mümkündür.

Bekletici Mesele- Dava Esası Hakkında Karar Bakımından
Bu konuda doktrinde iki farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan ilki, rekabet hukuku konusundaki en uzman otorite olan Rekabet Kurulu’nun bir ihlal kararı vermesi halinde, bu kararın kesinleşme beklenmeden açılacak tazminat davaları hakkında esastan karar verilebilmesi için yeterli olduğunu savunan görüştür. 

Bu görüş benimseyenler, bekletici mesele uygulamasının, Rekabet Kurulu kararlarının kesinleşme sürelerinin ortalamada 3-4 yılı bulmasından hareketle, adeletin geç tecelli etmesinin RKHK’nın özel hukuk alanındaki uygulanma ihtimalini ya da uygulansa bile caydırıcı etkisini azaltıcı nitelikte olduğunu savunmaktadır.

Aksi görüş ise her ne olursa olsun, üç katına kadar tazminat davalarında ilgili Rekabet Kurulu kararının kesinleşmesinin beklenmesi gerektiği; aksi bir durumda, örneğin Yargıtay'ın kesinleşme beklemeden tazminata hükmetmesi ama Danıştay'ın tazminata konu kararı iptal etmesi halinde önemli bir bbelirsizlik ortaya çıkacağını savunan görüştür. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 8.3.2016 tarih, 2015/5134 E. ve 2016/2543 K. sayılı kararında ikinci görüşü destekleyecek şekilde şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“…Davacı, işbu dava açılmadan önce 23.11.2010 tarihinde Rekabet Kurulu'na başvurduğuna göre Rekabet Kurulu'nun davalının hakim durumu kötüye kullandığına dair başvuru ile ilgili yapacağı işlem sonucunun işbu dava için bekletici mesele yapılması gerekir.

Bu itibarla, mahkemece işin esasına girilerek, Rekabet Kurulu Kararı'na konu itirazın sonucu beklenerek, neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir…”

12 banka hakkında Rekabet Kurulu tarafından verilen kararlar açısından olağan hukuk yolları tüketilmiş ve birkaç bankanın sonuçlanmamış karar düzeltme başvuruları dışında tüm bankalar aleyhindeki idari para cezaları kesinleşmiştir. Bu bağlamda, bankalara karşı açılacak davalar nezdinde bekletici mesele konusunda hangi görüş benimsenmiş olursa olsun artık bir tereddüt kalmamıştır.

Zarar Hesabı
Zarar hesabı konusunda tek bir doğru yol ya da formül olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) üye ülke mahkemeleri nezdinde çok farklı hesaplama yöntemleri bulunmaktadır.

Mehaz mevzuat olan AB mevzuatı çerçevesinde tamamen üye ülke mahkemelerine yol gösterici (bağlayıcı değil) nitelikte olan 11.6.2013 tarihli “101. ve 102. Maddelerin İhlali Halinde Ortaya Çıkaran Zararın Sayısallaştırılmasına İlişkin Pratik Rehber incelendiğinde, zararın gerçek-fiili kartel durumu ve kartel olmaması halindeki durum karşılaştırmak suretiyle hesaplandığı görülmektedir. Bu karşılaştırmanın, zaman, farklı pazarlar veyahut daha karışıktan daha basite doğru birçok yöntem kullanılarak yapılabildiği görülmektedir.

Nitekim, 12 bankanın oluşturduğu kartelden zarar görenlerin zararını farklı yöntemlerle hesaplaması mümkündür. Buna göre, zarar iddiasında olanlar, zararlarını:

-          1-Rekabet Kurulu kararına konu edilmiş ve yerinde incelemelerde alınmış belgelerde yer alan fiili ifadele ve oranlara,
-         2- Kartel döneminde kartele katılmamış diğer bankaların kartele konu ilgili ürün pazarlarında uyguladığı oranlar ile kartele katılan bankaların ilgili ürün pazarlarında uyguladığı oranlar arasındaki farka,
-          3-Veyahut ihlale katılan 12 bankanın, ihlalin öncesi veya sonrası dönemde uyguladığı oranlara dayanarak hesaplaması mümkündür.

Ancak burada vurgulamakta yarar gördüğüm husus, tek bir doğru hesap yöntemi bulunmadığı; aksine, her bir yöntemin kendi içinde artıları veya eksilerinin olduğu hususudur. Bu itibarla, 12 bankaya karşı dava açacak kişi ya da kurumlar, bu yöntemlerden hangisi işlerine geliyorsa ona dayanarak zararlarını hesaplamalıdır. Ancak benim önerim, kartelin vuku bulduğu dönemde kartele katılmamış diğer bankaların ilgili ürün pazarlarındaki oranlarının dikkate alınması ve zararın o oranlar ile kartele katılan bankaların bahse konu ilgili ürün pazarlarında uyguladıkları oranlar arasındaki fark dikkate alınarak hesaplanmasıdır.


Görüşmek dileğiyle…

30 Eylül 2016 Cuma

Üç Katına Kadar Tazminat Talebim (6)

Merhabalar,

Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulunun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, rekabet ihlali yapan ve Rekabet Kurulu’nun idari para cezası verdiği 12 bankadan birisi olan ve ihlalin devam ettiği tarihlerde taşıt kredisi kullandığım Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında, rekabet ihlalin gerçekleştiği dönemde kullandığım taşıt kredisi nedeniyle ödediğim yüksek faizden kaynaklanan zararımın tazmini amacıyla RKHK'nın 57inci ve 58inci maddelerine dayanarak Anadolu 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde  1 Ağustos 2013’te tazminat davası açmıştım.

Davaya ilişkin en son güncellemeyi 28.6.2016 tarihindeki yazımda yapmıştım. O tarihten sonra yaşanan en önemli gelişme ise 6.9.2016 tarihinde Anadolu Adliyesi 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde yapılan duruşmadır.

Duruşma sonucunda;
  • Bilirkişi Raporu elden teslim alınmış,
  • Bilirkişi Raporunu inceleyerek beyanda bulunmak için HMK 281 Md. uyarınca taraflara 2 haftalık kesin süre verilmiş,
  • HMK'nun 184 ve 186. maddeleri uyarınca bir sonraki celsede sözlü yargılamaya geçilebileceği ihtarı yapılmış,
  • Duruşmanın, bu nedenlerle, Aralık 2016 tarihine bırakılmasına, 

karar verilmiştir.

Konu hakkında özellikle Eylül 2016 içinde Tüketici Sorunları Derneği (TÜSODER) Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu ve Tüketici Hukuku Enstitüsü Başkanı Hakan Tokbaşı'ın yaptığı açıklamalardan  ve hemen akabinde birçok gazetede çıkan ilgili haberlerin ardından email yoluyla birçok soru aldığımı belirtmeliyim. Bu gelişmeyü ülkemizdeki rekabet hukuku uygulamasının gelişmesi adına çok önemli bulduğumu ve RKHK'da yer alan bir tazminat hakkının, bugüne kadar Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletlerindeki (ABD) gibi kullanılmamasını şaşırtıcı bulduğumu ifade etmeden geçemeyeceğim.

Bilirkişi Raporu'na dönecek olursak, Bilirkişi, netice ve kanaat kısmında:

  • İlgili REkabet Kurulu kararı ele alındığında (12 banka hakkındaki karar kastediliyor), davalının (Vakıfbank) eyleminin RKHK m. 4 bağlamında hukuka aykırı olduğu, davalının kusurlu olduğu, rekabeti sınırlayan eylem sebebiyle davacının zarar gördüğü ve bu zarar ile davalının eylemi arasında illiyet bağı bulunduğu,
  • Bu açıdan ele alındığında RKHK m. 57 hükmünün aradığı şartların gerçekleşmiş olduğu ve zararın tazmini konusunda takdirin mahkemeye ait olduğunu,
  • Bir takım öğreti ve Yargıtay uygulaması doğrultusunda, Rekabet Kurulu kararının iptaline yönelik idari yargıdaki sürecin bekletici mesele yapılması gerekip gerekmediğinin tamamen sayın mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir.
Bu Bilirkişi Raporunda yapılan tespitlere katıldığımı ve daha da önemlisi bu Raporun üç katına kadar tazminat hükümlerinin ilerleyen dönemde işletilmesi adına çok önemli ve tarihi bir Rapor olduğunu belirtmek isterim.

Mahkeme tarafından verilen 15 günlük süre içerisinde Davalı tarafından Mahkemeye arz edilen Bilirkişi Raporuna İlişkin İtirazlar özetle şu şekildedir:

  • Bilirkişi Raporunda davanın esasına ilişkin hiçbir inceleme yapılmamıştır,
  • Dava konusu Rekabet Kurulu Kararı Bilirkişi Tarafından yeterince incelenmemiştir,
  • Rekabet Kurulu Kararında taşıt kredisi bakımından Vakıfbank'tan bahsedilmemiştir.
  • Haksız fiilden doğan tazminat sorumluluğunun şartlarının oluşup oluşmadığı incelenmemiştir.
  • Davacının zararının ne şekilde oluştuğu ve zararın ne olduğu tespit edilmemiştir.
  • İlliyet bağının oluşmuş olduğu ifade edilmiş ancak bu bağın ne şekilde oluştuğu açıklanmamıştır.
  • Rekabet Kurulu Kararının hukuka aykırılığı konusunda belirtilen hususlar dikkate alınmamıştır.
  • Davacı'nın 3 katına kadar tazminat talebine ilişkin raporda bir değerlendirme yapılmamıştır.
  • Bekletici mesele yapılması talebimiz dikkate alınmamıştır.
  • Bu nedenle yeni bir Bilirkişi görevlendirmesi yapılmalıdır.
Mahkeme tarafından verilen 15 günlük süre içerisinde Mahkemeye arz ettiğim ve tamamen katıldığımı beyan ettiğim Bilirkişi Raporuna İlişkin Beyanlarım özetle şu şekildedir:

"...Bilirkişi raporu’nun sonuç bölümünde yer alan;

a)      Davalı’nın eyleminin RKHK 4. Madde bağlamında hukuka aykırı olduğu,
b)      Davalı’nın kusurlu olduğu,
c)      Rekabeti sınırlayan eylem nedeniyle Davacı’nın zarar gördüğü,
d)     Bahse konu zarar ile Davalı’nın eylemi arasında illiyet bağı bulunduğu ve bu anlamda RKHK 57. Maddesinin aradığı tazminat şartlarının gerçekleşmiş olduğu,
yönündeki tespitlerin TAMAMINA İŞTİRAK EDİLMEKTEDİR. Bilirkişi, ilgili mevzuat gereğince tarafına tebliğ edilen dosya ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri inceleyerek kanaatini rapor halinde Sayın Mahkemenize sunmuştur.  Bu bağlamda, Bilirkişi Raporu’nun ilgili kısımlarında Sayın Mahkemenizin takdirine giren hususlar açıkça ifade edilmiştir. Mevzuat ve uygulamalar gereğince, BİLİRKİŞİ’NİN EKSİK YAPTIĞI BİR DEĞERLENDİRME YA DA HUSUS BULUNMAMAKTADIR.

....

Bu nedenle, Bilirkişi Raporu hakkında Davalı tarafın bütün itirazlarının reddi hususunu ve mağduriyetimin giderilmesi hakkında bir an önce talep gibi karar verilmesini Sayın Mahkemenizin takdir ve değerlendirilmesine arz ederim.

SONUÇ VE İSTEM :          
  •   Rekabet Kurulu’nun Davalı Vakıftabank’ı 82.172.910,00 TL idari para cezasına çarptırdığı 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararı, Danıştay 13. Dairesi’nin 16.12.2015 tarihinde verdiği E:2015/2445, K:2015/4605 numaralı Kararı, olağan kanun yolları tüketilerek KESİNLEŞMİŞTİR.
  •   KESİNLEŞEN REKABET KURULU KARARI UYARINCA, 17.9.2010 TARİHİNDE KULLANDIĞIM TAŞIT KREDİSİ TÜRÜ VE SÖZ KONUSU KREDİNİN ALINDIĞI TARİH DE İÇİNDE OLACAK ŞEKİLDE,  DAVALI VAKIFBANK’IN, 21.08.2007 VE 24.10.2011 TARİHLERİ ARASINDA, (TAŞIT KREDİSİ TÜRÜ DE DAHİL) MEVDUAT, KREDİ VE KREDİ KARTI HİZMETLERİ OLMAK ÜZERE TÜM PAZARLARDA REKABET İHLALİ YAPTIĞI DANIŞTAY TARAFINDA OYBİRLİĞİ İLE KABUL EDİLMİŞTİR.
  •   BİLİRKİŞİ RAPORUNDA DA DOĞRU ŞEKİLDE İŞARET EDİLDİĞİ GİBİ DAVALI’NIN EYLEMİNİN RKHK 4. MADDE ANLAMINDA HUKUKA AYKIRI OLDUĞU, REKABET İHLALİNİN BAŞLIBAŞINA BİR HAKSIZ FİİL OLDUĞU, DAVALI VAKIFBANK’IN KUSURLU OLDUĞU, REKABETİ SINIRLAYICI EYLEM NEDENİYLE DAVACI’NIN ZARAR GÖRDÜĞÜ,BU ZARAR İLE VAKIFBANK’IN REKABET İHLALİ ARASINDA BİR İLLİYET BAĞI OLDUĞU VE BU ANLAMDA RKHK 57. MADDE ANLAMINDA TÜM TAZMİNAT ŞARTLARININ OLUŞTUĞU BELİRTİLMİŞTİR. 
  •   1.8.2013 tarihinden buyana Davalı tarafın mesnetsiz iddia ve beyanları ile halen karara bağlanamayan bu dava ile ilgili Sayın Mahkemenizin bir an önce mağduriyetimi gidermeye yönelik talep gibi karar vermesi ve zararımın 3 katına kadar tazmin edilmesi hususunu arz ederim..."



Konuya ilişkin yeni gelişmeleri Aralık 2016'da yapılacak duruşmanın ardından sizlerle tekrardan paylaşacağım.

Görüşmek üzere…