Vakıfbank etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vakıfbank etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2018 Perşembe

4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/1008 Numaralı Dosya Gerekçeli Kararı

Herkese Merhabalar,

2015/1008 E. numaralı dosyada verilen iki katı tazminata ilişkin gerekçeli kararı bugün tebliğ aldım. Kararda sehven "tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yolu açık olmak üzere..." ifadesi yer almakta.

Daha önce sizlerle paylaştığım kısa kararda, Mahkemenin kararının kesin olduğu açıkça belirtilmesine rağmen oluşan bu hata, Dosya Hakimimiz ile yapılan görüşmede "Kesinleşme Şerhi" düzeltilmiştir.

Bence karardaki en önemli cümle, ikinci sayfada yer alan "...bu eylemin, herhangi bir alt pazar ayrımı yapılmaksızın faiz oranlarına etki ettiği, davacının bankanın bu eylemi döneminde davalı bankadan kredi kullanması nedeniyle zarar gördüğü, bankalar arasında oluşturulan kartel nedeniyle..." cümlesidir.

Bu cümle, bilirkişilik yaptığım dosyalarda da sık sık gördüğüm üzere, bankaların "bankamıza şu kredi türünde suç isnat edilmemiştir" savunmasını tamamen çürüten, yine aynı şekilde bankaların "...tazminat şartları oluşmamıştır..." yönündeki yaygın savunmasını  bankaların rekabet ihlali nedeniyle davacı olarak zarar gördüğümü kabul ederek yine çürüten ve Rekabet Kurulu'nun kartel diyemediği rekabet ihlaline kartel diyen bir cümle olması nedeniyle Türk rekabet hukuku tarihine altın harflerle adını yazmıştır.

Bir kez daha hayırlı olmasını dilerim.

Görüşmek üzere,

M. Oğuzcan Bülbül






3 Mayıs 2017 Çarşamba

Üç Katına Kadar Tazminat Talebim (10): En Son Duruşma

Herkese Merhabalar,

Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulunun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, rekabet ihlali yapan ve Rekabet Kurulunun idari para cezası verdiği 12 bankadan birisi olan ve ihlalin devam ettiği tarihlerde taşıt kredisi kullandığım Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında, rekabet ihlalin gerçekleştiği dönemde kullandığım taşıt kredisi nedeniyle ödediğim yüksek faizden kaynaklanan zararımın tazmini amacıyla RKHK'nın 57. ve 58. maddelerine dayanarak Anadolu 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde  1 Ağustos 2013 tarihide tazminat davası açmıştım.

Davaya ilişkin en son güncellemeyi 22.02.2017 tarihindeki yazımda yapmıştım. Davama ilişkin olarak Anadolu 4 Asliye Ticaret Mahkemesinde 18.04.2017 tarihinde duruşma yapılmış ve Eylül 2017’ye yeni bir duruşma tarihi verilmiştir.

Bu duruşmada davanın geleceği açısından iki önemli karar alınmıştır.

Bunlardan ilki, Mahkemenin, itirazım üzerine kartel mensubu on iki bankanın yapmış oldukları karar düzeltme başvurularını bekletici mesele yapmamaya karar vermemesidir. Bu karar, diğer davalar için de örnek olabilecek bir karardır.

İkincisi, duruşma esnasında, lehime gelen hukuk bilirkişisi raporu ve talebim doğrultusunda davanın tazminata hükmedilerek sonlandırılmasını; bunun için de dosyanın tazminatın hesaplanması için hesap bilirkişisine gönderilmesine yönelik talebimi Mahkeme uygun görmüş ve dosya bankacı bilirkişiye gönderilmiştir. Buradaki önemli ve güzel nokta, ara kararın hesap bilirkişisine gönderilmesini içeren ara kararın metnidir. İlgili kısım şu şekildedir:

"...Dosyanın bankacı hesap bilirkişisi .... tevdii ile konu ile ilgili Rekabet Kurulu kararı dikkate alınarak davacı ile davalı arasında imzalanan kredi sözleşmesi nedeniyle her ay için alınması gereken faiz miktarının ne kadar olduğunun tespit edilerek, fazla alınan miktarın hesaplanması hususunda rapor tanzim edilmesinin istenmesine..."

Görüldüğü üzere, aslında bu karar, 2013 senesinden beri mücadelesini verdiğim bu tazminat davasının küçük bir özeti olması yanında konunun Avrupa Birliği ülkelerindeki tazminat davalarına paralel şekilde içerik olarak tam da olması gerektiği noktaya doğru geldiğinin bir işaretidir.

Tekrar görüşmek üzere...


20 Aralık 2016 Salı

Üç Katına Kadar Tazminat Talebim (8)

Herkese tekrar merhabalar,

Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulunun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, rekabet ihlali yapan ve Rekabet Kurulunun idari para cezası verdiği 12 bankadan birisi olan ve ihlalin devam ettiği tarihlerde taşıt kredisi kullandığım Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında, rekabet ihlalin gerçekleştiği dönemde kullandığım taşıt kredisi nedeniyle ödediğim yüksek faizden kaynaklanan zararımın tazmini amacıyla RKHK'nın 57. ve 58. maddelerine dayanarak Anadolu 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde  1 Ağustos 2013 tarihide tazminat davası açmıştım.

Davaya ilişkin en son güncellemeyi 30.9.2016 tarihindeki yazımda yapmıştım. Bugün Anadolu 4 Asliye Ticaret Mahkemesinde yapılması gereken duruşmam, Hakim değişikliği ve yeni atanan Hakimin izinli olması sebebiyle yapılamamış ve Şubat ayına ertelenmiştir.

Şubat ayında yapılacak duruşmadan üç potansiyel sonuç çıkacağını düşünüyorum. Bunlardan ilki kararın çıkması, ikincisi dosyanın tazminat hesabı için hesap bilirkişisine gönderilmesi ve üçüncüsü de dosyanın incelemede kalmasıdır.

Bugün vermiş olduğum ara dilekçede, RKHK'da yer alan üç katına kadar tazminat talebime ilişkin verilecek kararın "kısmi kabul, kısmi ret" şeklinde olmaması gerektiğini belirttim. Bunun nedeni olarak da RKHK 57'deki "...üç katı oranında tazminata hükmedebilir...." ifadesinin "3 katı olacaktır" şeklinde değil, oluşan zararın üç katına kadar olacak şekilde Hakim'in takdir edeceği oran üzerinden belirlenecek bir tazminat olmasını gösterdim.

Son olarak sizlerle cevaplarını kendi bilgim dahilinde paylaşmak istediğim ve bana en çok ulaşan sorular şu şekildedir:

1) Neden Ticaret Mahkemesinde Dava Açtım?

Konu rekabet hukuku olduğu için ve bu karar emsal olacağı için Ticaret Mahkemelerinin daha yetkin olduğunu ve kararın heyet tarafından verileceğini göz önüne alarak davamı Ticaret Mahkenmesinde açtım. 

2) Görevli Mahkeme?

Yerel mahkeme 25.03.2014 tarihli duruşmada yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Çağlayan adliyesine göndermiştir. Kararı Yargıtay nezdinde temyiz ettim ve Yargıtay 2014/14271 sayılı Kararı ile yerel mahkemenin kararını bozmuştur. Hepinizin bildiği gibi, Yargıtay, yetki itirazını sonuca bağlarken re'sen görev ve yargı yergine de baktığı ve bu hususta herhangi bir şey demediği (kararı bozmadığı için) için Ticaret Mahkemelerinde de dava açılabileceğini düşünüyorum. Ancak Tüketici Mahkemelerinde de dava açılabilmesi pekala mümkündür. Asliye Hukuk konusunda ise varsa açılmış bir dava var mı bu konuda elimde bir bilgi bulunmamaktadır.

3) Zamanaşımı?

Rekabet ihlalleri neticesinde açılabilecek tazminat davaları için zamanaşımı hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 30.3.2015 tarih, 2014/13296 E. ve 2015/4424 K. sayılı kararı yol gösterici niteliktedir. Söz konusu karar, Rekabet Kurulu’nun 23.12.2009 tarih, 09-60/1490-379 sayılı Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. (Turkcell) ile Avea İletişim Hizmetleri A.Ş. (Avea) kararına ilişkin olarak verilmiştir. 

Rekabet Kurulu, 23.12.2009 tarihli toplantısında, Turkcell’in GSM hizmetleri ve mobil pazarlama hizmetleri pazarlarında hakim durumda olduğuna ve bahse konu pazarlardaki çeşitli eylemleri ile bu hakim durumunu kötüye kullandığına oy birliği ile karar vermiş ve Turkcell’e 36 milyon TL idari para cezasına hükmetmiştir. Bu karar üzerine Turkcell, Danıştay 13. Daire nezdinde mezkur Kurul kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle dava açmıştır. 

Danıştay 13. Dairesi’nin 13.10.2010 tarih,  2010/2490 E. sayılı Kararı ile söz konusu talep oybirliği ile reddedilmiştir. Bunun üzerine, Turkcell, yürütmenin durdurulması talebini reddeden Danıştay Kararı’na itiraz etmiş ve söz konusu itiraz da Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 14.6.2011 tarih ve 2011/8 sayılı kararı ile oybirliği ile reddedilmiştir. Nihayetinde, söz konusu Rekabet Kurulu kararının hukuka uygun olduğu Danıştay 13. Dairesi’nin 1.11.2013 tarih, 2010/2490 E. ve 2013/2706 E. sayılı kararı ile oybirliği ile reddedilmiştir.

Bu süreçlerin ardından Avea, (muhtemelen 2010-2011 arasında) üç katına kadar tazminat talebi ile İstanbul (Kapatılan) 49. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne başvurmuştur. Mahkeme, 9.4.2012 tarih, 2011/181 E. ve 2012/97 K. sayılı kararı ile davayı zamanaşımı yönünden reddetmiş ve bahse konu ret kararı Avea tarafından Yargıtay nezdinde temyiz edilmiştir. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 25.3.2014 tarih, 2012/15359 E. ve 2014/5834 K. sayılı kararı ile yerel mahkemenin kararını onamış ve Avea mezkur Yargıtay kararı aleyhine karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur.

Bunun üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 30.3.2015 tarih, 2014/13296 E. ve 2015/4424 K. sayılı kararında Daire onama kararını Avea lehine bozmuş ve bozma gerekçesi olarak da şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“…Davaya konu olaydan ve dava tarihinden önce yürürlüğe giren 30.3.2005 tarih ve 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "idari yaptırım" gerektiren eylemlerin "kabahat" niteliğindeki suçlar olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır. 5326 Sayılı Kabahatler Kanunun 16. maddesinde ise "idari para cezası" idari yaptırım türleri arasında sayılmıştır. Yine aynı Kanunun "Soruşturma Zamanaşımı" başlıklı 20/4. maddesinde ise "nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl" olarak belirlenmiştir.

Dava ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun "Müruruzaman" başlıklı 60/2. maddesinde yer alan "Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur" hükmü uyarınca, kanun koyucucu, ceza zamanaşımının BK'daki zamanaşımından daha fazla olduğu durumlarda, hukuk davasına da ceza davasına dair zamanaşımının uygulanması gerektiğini ifade etmektedir.

Somut olayda, davacı tarafın tazminatı gerektiren olayı öğrenerek Rekabet Kurumu'na başvurduğu 6.6.2008 tarih ile bu davaya esas 29.10.2012 dava tarihi birlikte değerlendirildiğinde dava zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın zamanaşımı def'inin yukarıdaki hükümler doğrultusunda değerlendirilmesi gerekirken, yerel mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddi kararı doğru olmadığından Dairemizin onama kararının kaldırılarak mahkemece verilen kararın açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir…”

2015 senesi içinde verilen bu güncel kararın 12 banka hakkında açılacak tazminat davaları yönünde göz ardı edilmemesi gereken husus, 15.7.2013 tarihinde Rekabet Kurumunun internet sitesine konulan (ve haksız fiile uğrayanların haberdar olduğu-Not: bir başka görüşe göre de kararın internet sitesine konulması değil, 12 banka hakkında soruşturmaya başlanmış olmasının gazete ve sosyal medyaya yansıdığı tarih olan 2011 senesi esas alınmalı) karara dayanılarak açılacak tazminat davalarındaki zaman aşımının 6098 sayılı Borçlar Kanunu 72. Maddede yer alan 2 yıl (15.7.2015) değil, mezkur maddenin devamında yer alan ve yukarıda yer verilen Yargıtay kararına konu olduğu şekliyle 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 20/4. maddesindeki 8 yıl olduğu (15.7.2021) hususudur. Hangi yorum dikkate alınırsa alınsın, her halükarda zamanaşımı süresi içinde olduğumuz şüphesizdir.

4) Bekletici Mesele? 


RKHK 57. ve 58. Maddeleri çerçevesinde açılacak üç katına kadar tazminat davalarında Rekabet Kurulu’nun idari para cezasına hükmeden kararının kesinleşmiş olup olmaması, söz konusu davanın açılabilmesi için bir ön şart olarak değerlendirilmemelidir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 8.3.2016 tarih, 2015/5134 E. ve 2016/2543 K. sayılı kararında şu değerlendirme yapılmıştır:

“…Mahkemece, davanın Rekabet Kurulu Kararı kesinleşmeden, zamansız açıldığı gerekçesiyle, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Oysa, Rekabet Kurulu Kararı'nın kesinleşmesinin tazminat davasının açılması için ön şart olarak kabul edilmesi mümkün değildir…”

Bu itibarla, açılacak davalarda yerel mahkemece bu yönde bir karar verilmesi halinde Yargıtay kararı dayanak gösterilerek bozma talep edilmesi mümkündür.

Dava esası bakımından bekletici mesele yapılmalı mı yapılmamalı mı konusunda doktrinde iki farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan ilki, rekabet hukuku konusundaki en uzman otorite olan Rekabet Kurulu’nun bir ihlal kararı vermesi halinde, bu kararın kesinleşme beklenmeden açılacak tazminat davaları hakkında esastan karar verilebilmesi için yeterli olduğunu savunan görüştür. 

Bu görüş benimseyenler, bekletici mesele uygulamasının, Rekabet Kurulu kararlarının kesinleşme sürelerinin ortalamada 3-4 yılı bulmasından hareketle, adeletin geç tecelli etmesinin RKHK’nın özel hukuk alanındaki uygulanma ihtimalini ya da uygulansa bile caydırıcı etkisini azaltıcı nitelikte olduğunu savunmaktadır.

Aksi görüş ise her ne olursa olsun, üç katına kadar tazminat davalarında ilgili Rekabet Kurulu kararının kesinleşmesinin beklenmesi gerektiği; aksi bir durumda, örneğin Yargıtay'ın kesinleşme beklemeden tazminata hükmetmesi ama Danıştay'ın tazminata konu kararı iptal etmesi halinde önemli bir bbelirsizlik ortaya çıkacağını savunan görüştür. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 8.3.2016 tarih, 2015/5134 E. ve 2016/2543 K. sayılı kararında ikinci görüşü destekleyecek şekilde şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“…Davacı, işbu dava açılmadan önce 23.11.2010 tarihinde Rekabet Kurulu'na başvurduğuna göre Rekabet Kurulu'nun davalının hakim durumu kötüye kullandığına dair başvuru ile ilgili yapacağı işlem sonucunun işbu dava için bekletici mesele yapılması gerekir.

Bu itibarla, mahkemece işin esasına girilerek, Rekabet Kurulu Kararı'na konu itirazın sonucu beklenerek, neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir…”

12 banka hakkında Rekabet Kurulu tarafından verilen kararlar açısından olağan hukuk yolları tüketilmiş ve birkaç bankanın sonuçlanmamış karar düzeltme başvuruları dışında tüm bankalar aleyhindeki idari para cezaları kesinleşmiştir. Bu bağlamda, bankalara karşı açılacak davalar nezdinde bekletici mesele konusunda hangi görüş benimsenmiş olursa olsun artık bir tereddüt kalmamıştır.

5- Zarar Hesabı?


Zarar hesabı konusunda tek bir doğru yol ya da formül olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) üye ülke mahkemeleri nezdinde çok farklı hesaplama yöntemleri bulunmaktadır.

Mehaz mevzuat olan AB mevzuatı çerçevesinde tamamen üye ülke mahkemelerine yol gösterici (bağlayıcı değil) nitelikte olan 11.6.2013 tarihli “101. ve 102. Maddelerin İhlali Halinde Ortaya Çıkaran Zararın Sayısallaştırılmasına İlişkin Pratik Rehber incelendiğinde, zararın gerçek-fiili kartel durumu ve kartel olmaması halindeki durum karşılaştırmak suretiyle hesaplandığı görülmektedir. Bu karşılaştırmanın, zaman, farklı pazarlar veyahut daha karışıktan daha basite doğru birçok yöntem kullanılarak yapılabildiği görülmektedir.

Nitekim, 12 bankanın oluşturduğu kartelden zarar görenlerin zararını farklı yöntemlerle hesaplaması mümkündür. Buna göre, zarar iddiasında olanlar, zararlarını:

-          1-Rekabet Kurulu kararına konu edilmiş ve yerinde incelemelerde alınmış belgelerde yer alan fiili ifadele ve oranlara,
-         2- Kartel döneminde kartele katılmamış diğer bankaların kartele konu ilgili ürün pazarlarında uyguladığı oranlar ile kartele katılan bankaların ilgili ürün pazarlarında uyguladığı oranlar arasındaki farka,
-          3-Veyahut ihlale katılan 12 bankanın, ihlalin öncesi veya sonrası dönemde uyguladığı oranlara dayanarak hesaplaması mümkündür.


Ancak burada vurgulamakta yarar gördüğüm husus, tek bir doğru hesap yöntemi bulunmadığı; aksine, her bir yöntemin kendi içinde artıları veya eksilerinin olduğu hususudur. Bu itibarla, 12 bankaya karşı dava açacak kişi ya da kurumlar, bu yöntemlerden hangisi işlerine geliyorsa ona dayanarak zararlarını hesaplamalıdır. Ancak benim önerim, kartelin vuku bulduğu dönemde kartele katılmamış diğer bankaların ilgili ürün pazarlarındaki oranlarının dikkate alınması ve zararın o oranlar ile kartele katılan bankaların bahse konu ilgili ürün pazarlarında uyguladıkları oranlar arasındaki fark dikkate alınarak hesaplanmasıdır.

Şubat ayında yapılacak duruşmadan sonra tekrardan sizlere bilgi vereceğim. 

Görüşmek dileğiyle...


20 Ekim 2016 Perşembe

Üç Katına Kadar Tazminat Davalarında Zamanaşımı, Dava Ön Şartı ve Zarar Hesabı

Herkese tekrar merhabalar. Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulunun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bankaların söz konusu rekabet ihlaline karşı açılacak üç katına kadar tazminat davaları açısından önemli dört konu bulunmaktadır. Bunlar:

1- Zamanaşımı
2- Bekletici Mesele-Dava Açma Ön Şartı Olarak
3- Bekletici Mesele-Dava Esası Hakkında Karar Bakımından,
4- Zarar Hesabı

Zamanaşımı
Rekabet ihlalleri neticesinde açılabilecek tazminat davaları için zamanaşımı hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 30.3.2015 tarih, 2014/13296 E. ve 2015/4424 K. sayılı kararı yol gösterici niteliktedir. Söz konusu karar, Rekabet Kurulu’nun 23.12.2009 tarih, 09-60/1490-379 sayılı Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. (Turkcell) ile Avea İletişim Hizmetleri A.Ş. (Avea) kararına ilişkin olarak verilmiştir. 

Rekabet Kurulu, 23.12.2009 tarihli toplantısında, Turkcell’in GSM hizmetleri ve mobil pazarlama hizmetleri pazarlarında hakim durumda olduğuna ve bahse konu pazarlardaki çeşitli eylemleri ile bu hakim durumunu kötüye kullandığına oy birliği ile karar vermiş ve Turkcell’e 36 milyon TL idari para cezasına hükmetmiştir. Bu karar üzerine Turkcell, Danıştay 13. Daire nezdinde mezkur Kurul kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle dava açmıştır. 

Danıştay 13. Dairesi’nin 13.10.2010 tarih,  2010/2490 E. sayılı Kararı ile söz konusu talep oybirliği ile reddedilmiştir. Bunun üzerine, Turkcell, yürütmenin durdurulması talebini reddeden Danıştay Kararı’na itiraz etmiş ve söz konusu itiraz da Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 14.6.2011 tarih ve 2011/8 sayılı kararı ile oybirliği ile reddedilmiştir. Nihayetinde, söz konusu Rekabet Kurulu kararının hukuka uygun olduğu Danıştay 13. Dairesi’nin 1.11.2013 tarih, 2010/2490 E. ve 2013/2706 E. sayılı kararı ile oybirliği ile reddedilmiştir.

Bu süreçlerin ardından Avea, (muhtemelen 2010-2011 arasında) üç katına kadar tazminat talebi ile İstanbul (Kapatılan) 49. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne başvurmuştur. Mahkeme, 9.4.2012 tarih, 2011/181 E. ve 2012/97 K. sayılı kararı ile davayı zamanaşımı yönünden reddetmiş ve bahse konu ret kararı Avea tarafından Yargıtay nezdinde temyiz edilmiştir. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 25.3.2014 tarih, 2012/15359 E. ve 2014/5834 K. sayılı kararı ile yerel mahkemenin kararını onamış ve Avea mezkur Yargıtay kararı aleyhine karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur.

Bunun üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 30.3.2015 tarih, 2014/13296 E. ve 2015/4424 K. sayılı kararında Daire onama kararını Avea lehine bozmuş ve bozma gerekçesi olarak da şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“…Davaya konu olaydan ve dava tarihinden önce yürürlüğe giren 30.3.2005 tarih ve 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "idari yaptırım" gerektiren eylemlerin "kabahat" niteliğindeki suçlar olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır. 5326 Sayılı Kabahatler Kanunun 16. maddesinde ise "idari para cezası" idari yaptırım türleri arasında sayılmıştır. Yine aynı Kanunun "Soruşturma Zamanaşımı" başlıklı 20/4. maddesinde ise "nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl" olarak belirlenmiştir.

Dava ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun "Müruruzaman" başlıklı 60/2. maddesinde yer alan "Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur" hükmü uyarınca, kanun koyucucu, ceza zamanaşımının BK'daki zamanaşımından daha fazla olduğu durumlarda, hukuk davasına da ceza davasına dair zamanaşımının uygulanması gerektiğini ifade etmektedir.

Somut olayda, davacı tarafın tazminatı gerektiren olayı öğrenerek Rekabet Kurumu'na başvurduğu 6.6.2008 tarih ile bu davaya esas 29.10.2012 dava tarihi birlikte değerlendirildiğinde dava zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın zamanaşımı def'inin yukarıdaki hükümler doğrultusunda değerlendirilmesi gerekirken, yerel mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddi kararı doğru olmadığından Dairemizin onama kararının kaldırılarak mahkemece verilen kararın açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir…”

2015 senesi içinde verilen bu güncel kararın 12 banka hakkında açılacak tazminat davaları yönünde göz ardı edilmemesi gereken husus, 15.7.2013 tarihinde Rekabet Kurumunun internet sitesine konulan (ve haksız fiile uğrayanların haberdar olduğu-Not: bir başka görüşe göre de kararın internet sitesine konulması değil, 12 banka hakkında soruşturmaya başlanmış olmasının gazete ve sosyal medyaya yansıdığı tarih olan 2011 senesi esas alınmalı) karara dayanılarak açılacak tazminat davalarındaki zaman aşımının 6098 sayılı Borçlar Kanunu 72. Maddede yer alan 2 yıl (15.7.2015) değil, mezkur maddenin devamında yer alan ve yukarıda yer verilen Yargıtay kararına konu olduğu şekliyle 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 20/4. maddesindeki 8 yıl olduğu (15.7.2021) hususudur. Hangi yorum dikkate alınırsa alınsın, her halükarda zamanaşımı süresi içinde olduğumuz şüphesizdir.

Bekletici Mesele-Dava Açma Ön Şartı Olarak
RKHK 57. ve 58. Maddeleri çerçevesinde açılacak üç katına kadar tazminat davalarında Rekabet Kurulu’nun idari para cezasına hükmeden kararının kesinleşmiş olup olmaması, söz konusu davanın açılabilmesi için bir ön şart olarak değerlendirilmemelidir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 8.3.2016 tarih, 2015/5134 E. ve 2016/2543 K. sayılı kararında şu değerlendirme yapılmıştır:

“…Mahkemece, davanın Rekabet Kurulu Kararı kesinleşmeden, zamansız açıldığı gerekçesiyle, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Oysa, Rekabet Kurulu Kararı'nın kesinleşmesinin tazminat davasının açılması için ön şart olarak kabul edilmesi mümkün değildir…”

Bu itibarla, açılacak davalarda yerel mahkemece bu yönde bir karar verilmesi halinde Yargıtay kararı dayanak gösterilerek bozma talep edilmesi mümkündür.

Bekletici Mesele- Dava Esası Hakkında Karar Bakımından
Bu konuda doktrinde iki farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan ilki, rekabet hukuku konusundaki en uzman otorite olan Rekabet Kurulu’nun bir ihlal kararı vermesi halinde, bu kararın kesinleşme beklenmeden açılacak tazminat davaları hakkında esastan karar verilebilmesi için yeterli olduğunu savunan görüştür. 

Bu görüş benimseyenler, bekletici mesele uygulamasının, Rekabet Kurulu kararlarının kesinleşme sürelerinin ortalamada 3-4 yılı bulmasından hareketle, adeletin geç tecelli etmesinin RKHK’nın özel hukuk alanındaki uygulanma ihtimalini ya da uygulansa bile caydırıcı etkisini azaltıcı nitelikte olduğunu savunmaktadır.

Aksi görüş ise her ne olursa olsun, üç katına kadar tazminat davalarında ilgili Rekabet Kurulu kararının kesinleşmesinin beklenmesi gerektiği; aksi bir durumda, örneğin Yargıtay'ın kesinleşme beklemeden tazminata hükmetmesi ama Danıştay'ın tazminata konu kararı iptal etmesi halinde önemli bir bbelirsizlik ortaya çıkacağını savunan görüştür. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 8.3.2016 tarih, 2015/5134 E. ve 2016/2543 K. sayılı kararında ikinci görüşü destekleyecek şekilde şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“…Davacı, işbu dava açılmadan önce 23.11.2010 tarihinde Rekabet Kurulu'na başvurduğuna göre Rekabet Kurulu'nun davalının hakim durumu kötüye kullandığına dair başvuru ile ilgili yapacağı işlem sonucunun işbu dava için bekletici mesele yapılması gerekir.

Bu itibarla, mahkemece işin esasına girilerek, Rekabet Kurulu Kararı'na konu itirazın sonucu beklenerek, neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir…”

12 banka hakkında Rekabet Kurulu tarafından verilen kararlar açısından olağan hukuk yolları tüketilmiş ve birkaç bankanın sonuçlanmamış karar düzeltme başvuruları dışında tüm bankalar aleyhindeki idari para cezaları kesinleşmiştir. Bu bağlamda, bankalara karşı açılacak davalar nezdinde bekletici mesele konusunda hangi görüş benimsenmiş olursa olsun artık bir tereddüt kalmamıştır.

Zarar Hesabı
Zarar hesabı konusunda tek bir doğru yol ya da formül olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) üye ülke mahkemeleri nezdinde çok farklı hesaplama yöntemleri bulunmaktadır.

Mehaz mevzuat olan AB mevzuatı çerçevesinde tamamen üye ülke mahkemelerine yol gösterici (bağlayıcı değil) nitelikte olan 11.6.2013 tarihli “101. ve 102. Maddelerin İhlali Halinde Ortaya Çıkaran Zararın Sayısallaştırılmasına İlişkin Pratik Rehber incelendiğinde, zararın gerçek-fiili kartel durumu ve kartel olmaması halindeki durum karşılaştırmak suretiyle hesaplandığı görülmektedir. Bu karşılaştırmanın, zaman, farklı pazarlar veyahut daha karışıktan daha basite doğru birçok yöntem kullanılarak yapılabildiği görülmektedir.

Nitekim, 12 bankanın oluşturduğu kartelden zarar görenlerin zararını farklı yöntemlerle hesaplaması mümkündür. Buna göre, zarar iddiasında olanlar, zararlarını:

-          1-Rekabet Kurulu kararına konu edilmiş ve yerinde incelemelerde alınmış belgelerde yer alan fiili ifadele ve oranlara,
-         2- Kartel döneminde kartele katılmamış diğer bankaların kartele konu ilgili ürün pazarlarında uyguladığı oranlar ile kartele katılan bankaların ilgili ürün pazarlarında uyguladığı oranlar arasındaki farka,
-          3-Veyahut ihlale katılan 12 bankanın, ihlalin öncesi veya sonrası dönemde uyguladığı oranlara dayanarak hesaplaması mümkündür.

Ancak burada vurgulamakta yarar gördüğüm husus, tek bir doğru hesap yöntemi bulunmadığı; aksine, her bir yöntemin kendi içinde artıları veya eksilerinin olduğu hususudur. Bu itibarla, 12 bankaya karşı dava açacak kişi ya da kurumlar, bu yöntemlerden hangisi işlerine geliyorsa ona dayanarak zararlarını hesaplamalıdır. Ancak benim önerim, kartelin vuku bulduğu dönemde kartele katılmamış diğer bankaların ilgili ürün pazarlarındaki oranlarının dikkate alınması ve zararın o oranlar ile kartele katılan bankaların bahse konu ilgili ürün pazarlarında uyguladıkları oranlar arasındaki fark dikkate alınarak hesaplanmasıdır.


Görüşmek dileğiyle…

30 Eylül 2016 Cuma

Üç Katına Kadar Tazminat Talebim (6)

Merhabalar,

Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulunun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, rekabet ihlali yapan ve Rekabet Kurulu’nun idari para cezası verdiği 12 bankadan birisi olan ve ihlalin devam ettiği tarihlerde taşıt kredisi kullandığım Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında, rekabet ihlalin gerçekleştiği dönemde kullandığım taşıt kredisi nedeniyle ödediğim yüksek faizden kaynaklanan zararımın tazmini amacıyla RKHK'nın 57inci ve 58inci maddelerine dayanarak Anadolu 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde  1 Ağustos 2013’te tazminat davası açmıştım.

Davaya ilişkin en son güncellemeyi 28.6.2016 tarihindeki yazımda yapmıştım. O tarihten sonra yaşanan en önemli gelişme ise 6.9.2016 tarihinde Anadolu Adliyesi 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde yapılan duruşmadır.

Duruşma sonucunda;
  • Bilirkişi Raporu elden teslim alınmış,
  • Bilirkişi Raporunu inceleyerek beyanda bulunmak için HMK 281 Md. uyarınca taraflara 2 haftalık kesin süre verilmiş,
  • HMK'nun 184 ve 186. maddeleri uyarınca bir sonraki celsede sözlü yargılamaya geçilebileceği ihtarı yapılmış,
  • Duruşmanın, bu nedenlerle, Aralık 2016 tarihine bırakılmasına, 

karar verilmiştir.

Konu hakkında özellikle Eylül 2016 içinde Tüketici Sorunları Derneği (TÜSODER) Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu ve Tüketici Hukuku Enstitüsü Başkanı Hakan Tokbaşı'ın yaptığı açıklamalardan  ve hemen akabinde birçok gazetede çıkan ilgili haberlerin ardından email yoluyla birçok soru aldığımı belirtmeliyim. Bu gelişmeyü ülkemizdeki rekabet hukuku uygulamasının gelişmesi adına çok önemli bulduğumu ve RKHK'da yer alan bir tazminat hakkının, bugüne kadar Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletlerindeki (ABD) gibi kullanılmamasını şaşırtıcı bulduğumu ifade etmeden geçemeyeceğim.

Bilirkişi Raporu'na dönecek olursak, Bilirkişi, netice ve kanaat kısmında:

  • İlgili REkabet Kurulu kararı ele alındığında (12 banka hakkındaki karar kastediliyor), davalının (Vakıfbank) eyleminin RKHK m. 4 bağlamında hukuka aykırı olduğu, davalının kusurlu olduğu, rekabeti sınırlayan eylem sebebiyle davacının zarar gördüğü ve bu zarar ile davalının eylemi arasında illiyet bağı bulunduğu,
  • Bu açıdan ele alındığında RKHK m. 57 hükmünün aradığı şartların gerçekleşmiş olduğu ve zararın tazmini konusunda takdirin mahkemeye ait olduğunu,
  • Bir takım öğreti ve Yargıtay uygulaması doğrultusunda, Rekabet Kurulu kararının iptaline yönelik idari yargıdaki sürecin bekletici mesele yapılması gerekip gerekmediğinin tamamen sayın mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir.
Bu Bilirkişi Raporunda yapılan tespitlere katıldığımı ve daha da önemlisi bu Raporun üç katına kadar tazminat hükümlerinin ilerleyen dönemde işletilmesi adına çok önemli ve tarihi bir Rapor olduğunu belirtmek isterim.

Mahkeme tarafından verilen 15 günlük süre içerisinde Davalı tarafından Mahkemeye arz edilen Bilirkişi Raporuna İlişkin İtirazlar özetle şu şekildedir:

  • Bilirkişi Raporunda davanın esasına ilişkin hiçbir inceleme yapılmamıştır,
  • Dava konusu Rekabet Kurulu Kararı Bilirkişi Tarafından yeterince incelenmemiştir,
  • Rekabet Kurulu Kararında taşıt kredisi bakımından Vakıfbank'tan bahsedilmemiştir.
  • Haksız fiilden doğan tazminat sorumluluğunun şartlarının oluşup oluşmadığı incelenmemiştir.
  • Davacının zararının ne şekilde oluştuğu ve zararın ne olduğu tespit edilmemiştir.
  • İlliyet bağının oluşmuş olduğu ifade edilmiş ancak bu bağın ne şekilde oluştuğu açıklanmamıştır.
  • Rekabet Kurulu Kararının hukuka aykırılığı konusunda belirtilen hususlar dikkate alınmamıştır.
  • Davacı'nın 3 katına kadar tazminat talebine ilişkin raporda bir değerlendirme yapılmamıştır.
  • Bekletici mesele yapılması talebimiz dikkate alınmamıştır.
  • Bu nedenle yeni bir Bilirkişi görevlendirmesi yapılmalıdır.
Mahkeme tarafından verilen 15 günlük süre içerisinde Mahkemeye arz ettiğim ve tamamen katıldığımı beyan ettiğim Bilirkişi Raporuna İlişkin Beyanlarım özetle şu şekildedir:

"...Bilirkişi raporu’nun sonuç bölümünde yer alan;

a)      Davalı’nın eyleminin RKHK 4. Madde bağlamında hukuka aykırı olduğu,
b)      Davalı’nın kusurlu olduğu,
c)      Rekabeti sınırlayan eylem nedeniyle Davacı’nın zarar gördüğü,
d)     Bahse konu zarar ile Davalı’nın eylemi arasında illiyet bağı bulunduğu ve bu anlamda RKHK 57. Maddesinin aradığı tazminat şartlarının gerçekleşmiş olduğu,
yönündeki tespitlerin TAMAMINA İŞTİRAK EDİLMEKTEDİR. Bilirkişi, ilgili mevzuat gereğince tarafına tebliğ edilen dosya ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri inceleyerek kanaatini rapor halinde Sayın Mahkemenize sunmuştur.  Bu bağlamda, Bilirkişi Raporu’nun ilgili kısımlarında Sayın Mahkemenizin takdirine giren hususlar açıkça ifade edilmiştir. Mevzuat ve uygulamalar gereğince, BİLİRKİŞİ’NİN EKSİK YAPTIĞI BİR DEĞERLENDİRME YA DA HUSUS BULUNMAMAKTADIR.

....

Bu nedenle, Bilirkişi Raporu hakkında Davalı tarafın bütün itirazlarının reddi hususunu ve mağduriyetimin giderilmesi hakkında bir an önce talep gibi karar verilmesini Sayın Mahkemenizin takdir ve değerlendirilmesine arz ederim.

SONUÇ VE İSTEM :          
  •   Rekabet Kurulu’nun Davalı Vakıftabank’ı 82.172.910,00 TL idari para cezasına çarptırdığı 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararı, Danıştay 13. Dairesi’nin 16.12.2015 tarihinde verdiği E:2015/2445, K:2015/4605 numaralı Kararı, olağan kanun yolları tüketilerek KESİNLEŞMİŞTİR.
  •   KESİNLEŞEN REKABET KURULU KARARI UYARINCA, 17.9.2010 TARİHİNDE KULLANDIĞIM TAŞIT KREDİSİ TÜRÜ VE SÖZ KONUSU KREDİNİN ALINDIĞI TARİH DE İÇİNDE OLACAK ŞEKİLDE,  DAVALI VAKIFBANK’IN, 21.08.2007 VE 24.10.2011 TARİHLERİ ARASINDA, (TAŞIT KREDİSİ TÜRÜ DE DAHİL) MEVDUAT, KREDİ VE KREDİ KARTI HİZMETLERİ OLMAK ÜZERE TÜM PAZARLARDA REKABET İHLALİ YAPTIĞI DANIŞTAY TARAFINDA OYBİRLİĞİ İLE KABUL EDİLMİŞTİR.
  •   BİLİRKİŞİ RAPORUNDA DA DOĞRU ŞEKİLDE İŞARET EDİLDİĞİ GİBİ DAVALI’NIN EYLEMİNİN RKHK 4. MADDE ANLAMINDA HUKUKA AYKIRI OLDUĞU, REKABET İHLALİNİN BAŞLIBAŞINA BİR HAKSIZ FİİL OLDUĞU, DAVALI VAKIFBANK’IN KUSURLU OLDUĞU, REKABETİ SINIRLAYICI EYLEM NEDENİYLE DAVACI’NIN ZARAR GÖRDÜĞÜ,BU ZARAR İLE VAKIFBANK’IN REKABET İHLALİ ARASINDA BİR İLLİYET BAĞI OLDUĞU VE BU ANLAMDA RKHK 57. MADDE ANLAMINDA TÜM TAZMİNAT ŞARTLARININ OLUŞTUĞU BELİRTİLMİŞTİR. 
  •   1.8.2013 tarihinden buyana Davalı tarafın mesnetsiz iddia ve beyanları ile halen karara bağlanamayan bu dava ile ilgili Sayın Mahkemenizin bir an önce mağduriyetimi gidermeye yönelik talep gibi karar vermesi ve zararımın 3 katına kadar tazmin edilmesi hususunu arz ederim..."



Konuya ilişkin yeni gelişmeleri Aralık 2016'da yapılacak duruşmanın ardından sizlerle tekrardan paylaşacağım.

Görüşmek üzere…

28 Haziran 2016 Salı

Üç Katına Kadar Tazminat Talebim (5)

Merhabalar,

Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulu'nun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, rekabet ihlali yapan ve Rekabet Kurulu’nun idari para cezası verdiği 12 bankadan birisi olan ve ihlalin devam ettiği tarihlerde taşıt kredisi kullandığım Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında, rekabet ihlalin gerçekleştiği dönemde kullandığım taşıt kredisi nedeniyle ödediğim yüksek faizden kaynaklanan zararımın tazmini amacıyla RKHK'nın 57inci ve 58inci maddelerine dayanarak Anadolu 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde  1 Ağustos 2013’te tazminat davası açmıştım.

Davaya ilişkin en son güncellemeyi 26.11.2015 tarihindeki yazımda yapmıştım. O tarihten sonra yaşanan en önemli gelişme ise 22.3.2016 tarihinde Anadolu Adliyesi 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde yapılan duruşmadır.

Duruşma sonucunda;
  • Dosyanın bilirkişiden dönüşünün beklenmesine,
  • Rapor ibrazında duruşma günü beklenmeksizin raporun taraflara tebliğine ve HMK 281 md gereğince iki haftalık kesin süre verilmesine,
  • HMK'nun 184 ve 186. Maddeleri gereğince bir sonraki celsede sözlü yargılamaya geçilebileceğinin ihtarına,
  • Duruşmanın bu nedenlerle Eylül 2016 tarihine bırakılmasına, 

karar verilmiştir.

Bu arada tazminat davamı ilgilendiren bir diğer önemli gelişme de, Danıştay 13. Dairesi'nin Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. hakkında Rekabet Kurulu tarafından verilen cezayı onaması ve Danıştay Kararının 22.6.2016 tarih, 4046 sayı ile Kurum kayıtlarına intikal etmesidir.

Konuya ilişkin yeni gelişmeler olduğunda sizlerle tekrardan paylaşacağım.

Görüşmek üzere…

12 Ağustos 2015 Çarşamba

ÜÇ KATINA KADAR TAZMİNAT TALEBİM (3)

Herkese Merhabalar,

Hepinizin bildiği gibi Rekabet Kurulu'nun Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 banka hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun (RKHK) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 08.03.2013 tarihide idari para cezasına hükmetmiş ve kararın detaylarını bize sunan gerekçeli karar 15.7.2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, rekabet ihlali yapan ve Rekabet Kurulu’nun idari para cezası verdiği 12 bankadan birisi olan ve ihlalin devam ettiği tarihlerde taşıt kredisi kullandığım Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. (“Davalı”) hakkında, rekabet ihlalin gerçekleştiği dönemde kullandığım taşıt kredisi nedeniyle ödediğim yüksek faizden kaynaklanan zararımın tazmini amacıyla RKHK'nın 57inci ve 58inci maddelerine dayanarak Anadolu 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde  tazminat davası açmıştım.

Davanın bugüne kadar ki süreci şu şekilde gelişmiştir:

1)    Dava açılış tarihi-1.8.2013.
2)    Dosya üzerinde incelemenin tamamlanması-2.8.2013
3)    Tensip Tutanağının tarafıma tebliği-21.8.2013
4)    Ara Karar Verilmesi-2.9.2013
a.       Davalı vekili 28.8.2013 tarihli dilekçesinde, HMK 127. maddesi uyarınca sahip olduğu 2 haftalık süreye ek olarak 1 aylık ek süre talep etmiş ve talep Mahkemece kabul edilmiştir.
5)    Davalı vekilin dilekçesinin tebliği ve dilekçedeki ana unsurlar-7.10.2013
a.       Dava haksız ve hukuki dayanaktan yoksundur ve reddi gerekir.
b.      Yetki itirazı vardır. Davanın yetkili mahkemesi İstanbul Çağlayan’dır.
c.       Taşıt Kredilerine uygulanan faiz konusunda müvekkile isnat edilen herhangi bir ihlal yoktur. Müvekkil bu nedenle davalı sıfatına sahip değildir.
d.      Rekabet Kurulu kararına açılan iptal davasının kesinleşmesinin HMK 165 gereğince bekletici mesele yapılması gerekir.
e.       Haksız fiilden doğan tazminat sorumluluğu şartları oluşmamıştır.
f.       Davacı, müvekkilin RKHK kapsamında bir ihlalde bulunduğunu ispat etmek durumundadır.
g.      Rekabet Kurulu kararı hukuka aykırıdır.
h.      Davacının zararı ispatla yükümlüdür ve dilekçesinde sunduğu deliller ile zararını ispat etmemiş, yanlış zeminden hareketle farazi bir hesaplama yapmıştır. Bu da davanın reddini gerektirmektedir.
i.        İlliyet bağı davacı tarafından ispat edilememiştir. Bu nedenle dava reddedilmelidir.
j.        Kartel iddiası ve üç katına kadar tazminat iddiası mesnetsizdir.
6)    Davalı vekilin cevaba cevap dilekçesinin tebliği ve dilekçedeki ana unsurlar-29.11.2013
a.       Yapılan savunmaların kabul edilmesi mümkün değildir.
b.      Kesinleşmemiş Rekabet Kurulu kararının hukuka aykırılığın tespiti için yeterli olduğu iddiası, davacının yargı kararlarını müstakilen tanımadığı anlamına gelir.
c.       12 bankanın, Rekabet Kurulu kararında belirtilen ve kredi ve mevduat faizleri pazarında vuku bulan bütün ihlallerden müteselsilen sorumlu olduğu iddiası kabul edilemez. Taşıt kredilerine ilişkin kartele ilişkin ileri sürülen Belge 6’da müvekkilin ismi geçmemektedir.
d.      Rekabet Kurulunun hukuka aykırı kararının kabul edilmesi söz konusu değildir.
e.       Bu nedenlerle dava reddedilmelidir.
7)    Ön İnceleme Tensip Tutanağının tarafıma tebliği ve dilekçedeki ana unsurlar-10.12.2013
a.       Ön incelemenin 25.3.2014 tarihinde duruşmalı olarak yapılmasına,
b.      Henüz sunulmayan belgelerin sunulması için taraflara 2 haftalık süre verilmesine karar verilmiştir.
8)    Ön İnceleme Tutanağının tarafıma tebliği ve Karardaki ana unsurlar-22.4.2015
a.       25.3.2014 tarihinde belirlenen saatte celse açıldı.
b.      Dosya incelenerek yapılacak işlem kalmadığından duruşmaya son verildi.
c.       Ayrıntıları zaman darlığı nedeniyle gerekçeli kararda açıklanmak üzere;
                                                              i.      Mahkemenin yetkisizliğine,
                                                            ii.      HMK’nun 20. Maddesi uyarınca dosyanın talep halinde ya da karar kesinleştiğinde yetkili ve görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine,
                                                          iii.      HMK 331 maddesine göre harç, masraf, ve vekalet ücreti konusunda yetkili mahkemece karar verilmesine dair tebliğden itibaren 15 gün içinde yargı yolu açık olmak üzere davacı ve davalı vekilin huzurunda karar verilmiştir.
9)    Yargıtay 11. Hukuk Dairesine yetkisizlik kararının bozulması için başvuru ve başvuru dilekçesindeki ana unsurlar-5.4.2014
a.       , RKHK m. 57’de yer alan ve üçüncü kişilerin zararlarının tazminini öngören hükümler doktrinde de kabul edildiği üzere haksız fiil sorumluluğuna dayanmaktadır.
b.      RKHK’ya aykırılıktan kaynaklanan zararlar, zarar veren ile zarar gören arasındaki bir sözleşmeden ya da borç ilişkisinden doğmamaktadır.
c.       Oluşan zarar herkese karşı yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüğün ihlalinden ve teşebbüslerin hukuka aykırı eyleminden kaynaklanmaktadır.
d.      Rekabet ihlalinden kaynaklanan zararlarda zarar veren ile zarar gören arasında bir borç ilişkisi olmadığından ve olsa bile zararın kaynağını herkese karşı yerine getirmesi gereken bir yükümlülüğe aykırı davranılması oluşturduğundan, bunun bir haksız fiil sorumluluğu olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. 
e.       Davalı da dilekçesinde rekabet ihlallerinden kaynaklanan tazminat davalarında haksız fiil sorumluluğuna dayanılarak tazminat talep edildiğini kabul etmiştir.
10)   Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Kararının tarafıma tebliği ve Karardaki ana unsurlar-4.11.2014
a.       RKHK’ya aykırılık teşkil eden eylemler bir haksız fiil çeşididir.
b.      6100 sayılı HMK’nın 16’ıncı maddesi uyarınca haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
c.       Bu durumda, 17. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından HMK’nın anılan maddesi gözardı edilmek ve davalının merkez adresi nazara alınmak suretiyle yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
d.      Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
11)  Davalının Karar Düzeltme talebini içeren dilekçenin tarafıma tebliği-23.12.2014
12)   Davalının Karar Düzeltme dilekçesine cevap-05.01.2015
13)   Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Kararının tarafıma tebliği ve Karardaki ana unsurlar-02.07.2015
a.       HMK’nın 440. Maddesi 3. Fıkrasının 3 numaralı bendi uyarınca görevsizlik, yetkisizlik, hakimin reddi, dava veya karşılık davanın açılmamış sayılması, davaların birleştirilmesi ve merci belirtilmesi kararlarının onanmasına veya bozulmasına karşı karar düzeltmesi talebinde bulunulamaz.
b.      Anılan sebeple, davalı vekilin karar düzeltme dilekçesinin reddine karar verilmiştir.

Yukarıdaki aşamalardan da görülebileceği gibi, tazminat davasının yaklaşık 2 yıllık bir süreç sonucunda ancak yetkisizlik itirazı kısmı çözülebilmiştir. Şayet Kapatılan 17. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında direnmez ise, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin verdiği kararı sonrasında davanın esasına geçilmesi ve tarafıma bir duruşma günü verilmesini beklemekteyim.

Konuya ilişkin yeni gelişmeler olduğunda sizlerle tekrardan paylaşacağım.

Görüşmek üzere…